Sayfalar

10 Şubat 2018 Cumartesi

TEK BİR KAN TESTİYLE 8 AYRI KANSER İÇİN TANI KONULABİLECEK

Kanser tanısı genelde zahmetli ve pek çok testin yapılmasına dayanan zahmetli bir süreçtir. Şimdi "CancerSEEK" ismiyle anılan tek bir kan testiyle kanser için tanı konulabilmesi üzerindeki çalışmalar son aşamasına ulaşmıştır.  Baltimore'daki John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesinden bir grup araştırmacının konuyla ilgili çalışmaları yayımlanmıştır.

Kanserde erken tanı hayat kurtarıcı olmaktadır. Ne yazık ki pek çok kanser ancak son aşamalarında tanınabilmektedir. Kanser dokusunun kan dolaşımına salgıladığı mutasyona uğramış DNA partikülleri tanı için test edilebilmektedir. Bu yeni kan testi ile 16 gen ve 8 ayrı protein test edilerek vücutta kanser varlığı hakkında bilgi sağlanabilecektir. Bu teknikle meme, akciğer, kolorektal (kalın barsak), over (yumurtalık) karaciğer, mide ve pankreas kanserlerinin tanısı daha erkenden ve kolayca tanınabilecektir. Tanı almış ancak metastas yapmamış bini aşkın hastadan elde edilen bilgilere göre bu kanser türleri için rutin olarak kullanılan tarama testleri henüz tanımlanmamıştı. CancerSEEK testiyle yaklaşık tüm kanserlerin %70'ni oluşturan bu türlerde %98'e varan hassasiyet oranlarıyla tarama yapılabilecektir. Test %33 sensitivite oranı ile meme kanseri için daha az duyarlılık göstermektedir.




--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Kulak Burun Boğaz ve Baş & Boyun Cerrahisi Uzmanı
Memorial Antalya Hastanesi
ENTALYA Sağlık Ltd.Şti.
532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology, Head&Neck Surgery
Memorial Antalya Hospital
ENTALYA Sağlık Ltd.Şti
532 361 18 90


27 Ekim 2017 Cuma

GRİP VE AŞILANMA

Grip özellikle solunum ve dolaşım sistemini etkilemekle beraber, hemen tüm organlarımızda çeşitli etkileri görülebilen sistemik bir enfeksiyon hastalığıdır. Enfeksiyon ajanı Hemofilus influenza ismiyle anılan bir virüstür. Genel vücut direncimiz ve savunma sistemimiz güçlü olduğu sürece büyütülecek bir hastalık değildir. Bu nedenle genç ve erişkin popülasyonda oluşturduğu en büyük zarar iş ve güç kaybı ile sağlık giderlerini artırması nedeniyle ekonomiktir. Ancak ileri yaşlarda, yeni doğanlarda, bağışıklık sisteminin zayıf düştüğü kronik hastalıklarda, dolaşım ve solunum sisteminin hastalıklarında, kanser hastalarında, organ nakli yapılan hastalarda, AIDS gibi bağışıklık sistemini zayıflatan diğer hastalıkların varlığında son derece ağır seyrederek ölümlere dahi neden olabilir. Genel olarak bakıldığında dünyada en çok ölüme neden olan hastalıklardan kabul edilir.

 

Pek çok viral ajan ile organizmamız bir kez karşılaşmakla veya enfeksiyon geçirmekle ömür boyu bağışıklık kazanabilmektedir. Halbuki H.influenza virüsü geçirdiği değişimlerle (mutasyonlarla) çok sık yüzeyel özelliklerini (antijenlerini) yani dış görünümünü değiştirebilmektedir ve her bir değişiklik bağışıklık sistemimizi atlatabildiği sürece yeni enfeksiyonlara neden olmaktadır. Bu mutasyon küçük bir değişiklik ise daha küçük gruplarda, yerel veya bölgesel olarak etkili olurken, çok daha köklü mutasyonlarla dünya çapında salgınlara neden olabilmektedir.

 

Influenza virüsü, hasta bir insanın aksırık ve öksürüklerle çevreye yaydığı virüslerle kolayca damlacık enfeksiyonu şeklinde hava yoluyla veya enfekte bölgelerle temas eden ellerimiz  aracılığı ile üst solunum yollarından kolayca bulaşıp yayılabilir. Virüsler havada 8 saate kadar asılı halde canlı kalabilmektedir. Bu nedenle ortamların havalandırılması ve el yıkama alışkanlığı enfeksiyon bulaşıcılığının önlenmesinde çok önemlidir.

 

Influenza virüsündeki yeni mutasyonların Dünyada ilk görüldüğü bölgelerden elde edilen örneklere göre yüzey antijenlerine karşı geliştirilen aşılarla muhtemel grip enfeksiyonlarına karşı korunmak mümkün olabilmektedir. İlgili aşıyı yaptıran kişilerde bu değişik mutasyona karşı antikor geliştirmesi sağlanır. Açıktır ki koruyucu aşısı ile immünize edilen kişilerde yeterli antikor cevabı oluşturulabilmiş ise, ilgili H.influenza virüsü ile karşılaştığımızda gripal enfeksiyon gelişmesi beklenmez.  Ancak bu korunma programında iki önemli soru vardır. Birincisi, karşılaştığımız mutant H.influenza virüsü, aşısını yaptırdığımız virüs tipiyle aynı mıdır? İkincisi, yaptırdığımız aşıya karşı bağışıklık sistemimiz yeterli oranda antikor geliştirebildi mi? Savunma sistemimizde bir problem olmadığını kabul edersek, karşılaştığımız virüs yaptırdığımız aşı ile bire bir aynı mutant ise grip enfeksiyonuna yakalanmayacağız demektir. Çok küçük farklılıklar gösteren bir virüs ile karşılaşmamız durumunda da daha hafif bir grip geçireceğimizi söyleyebiliriz.

 

Gripal enfeksiyonun sağlıklı kişilerde önemli bir hasar oluşturmadan atlatılabildiğini belirtmiştik. Asıl amacımız özellikle risk grubundaki insanların gripal enfeksiyonlara yakalanmasını önlemek olmalıdır. Bu durumda ilk bakışta hemen şu sonuç ortaya çıkar: "O zaman yalnızca risk grubundaki insanları aşılayalım." Ama şu noktayı da kaçırmamamız gerekir. Risk grubundaki insanların bağışıklık sistemleri zaten zayıf olduğuna göre, bu gruptaki insanlar aşılama sonrası yeterli oranda antikor geliştirebilecekler mi? Öte yandan gripal enfeksiyonlar salgınlar şeklinde yayıldığına göre, bir toplumda ne kadar çok grip hastası olursa, o denli daha çok yeni grip hastası ortaya çıkacak demektir. Bu durumda sadece risk grubundaki kişilerin değil, hatta özellikle sağlıklı kişilerin aşılanması gerekir ki, toplumdaki muhtemel grip enfeksiyonuna yakalanabilecek kişilerin sayısını mümkün olduğunca azaltabilelim. Aşılama programları ancak bu şekilde toplumun risk grubunu oluşturan bireylerini gripal enfeksiyonlardan güvenle koruyabilir.

 

Virüs aşıları en kolay yüzey antijenlerine karşı hazırlanmaktadır. Influenza virüsünün yüzeyel antijenleri mutasyonlar yoluyla sık değiştiğine göre, günümüzdeki grip aşıları hiç sonu gelmeyecek bir sanayi ve ekonomi haline gelmektedir. Gripten aşılanma yoluyla korunmanın en kesin yolu, virüsün kor antijenine karşı aşı geliştirilmesiyle mümkün olacaktır. Grip virüsü dış görünüşünü, yani kılık kıyafetini sık sık değiştirse de, virüsün içi, yani kor antijeni sayılabilecek RNA zinciri,  yani nükleik asidi hiç değişmez, sabittir.

Gripten korunmanın tek yolu tabi ki sadece aşılanma programları değildir. Sık ve etkili el yıkama alışkanlığı gibi hijyenik kurallara uyulması, hasta kişilerin aksırıklar sırasında ağızlarını elleriyle kapatması hatta daha iyisi maske kullanması, bol sıvı alınması, yeterli taze ve doğal sebze ve meyvelerin tüketilmesi, özellikle "C" vitamini açısından zengin besinlere mümkün olduğunca çok yer verilmesi oldukça önemlidir.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Kulak Burun Boğaz ve Baş & Boyun Cerrahisi Uzmanı
Memorial Antalya Hastanesi
ENTALYA Sağlık Ltd.Şti.
532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology, Head&Neck Surgery
Memorial Antalya Hospital
ENTALYA Sağlık Ltd.Şti
532 361 18 90


8 Ağustos 2017 Salı

YAZ AYLARINDA DIŞ KULAK YOLU İLTİHAPLARINA DİKKAT

Giriş

Yaz mevsiminin en sıcak günlerini yaşadığımız şu günlerde serinlemek ve yüzmek için sıklıkla deniz ve havuzlara koşuyoruz. Su sporları ve havanın nemi dikkat etmediğimiz takdirde kulak iltihaplarının riskini oldukça artırmaktadır. Özellikle son derece ağrılı seyreden dış kulak yolunun iltihaplarına karşı dikkat etmemiz gereken bazı noktalara değinmek istiyorum.

Dış Kulak Yolunun Yapısı

Dış kulak yolu yaşa ve cinsiyete göre farklılık gösterecek şekilde normalde yaklaşık 18-25 mm uzunluğunda ve 5-12 mm çapında, dibinde kulak zarıyla  sonlanan adeta çıkmaz bir yol şeklindedir. Bu dar kanalın dış kısmı kıkırdaktan, iç kısmı kemik yapıdan oluşur ve kanal vücudumuzun tüm dış yüzeyleri gibi deri ile örtülüdür. Dış kulak kanalındaki derinin vücudun diğer yerlerine göre önemli farklılıkları bulunur. Dış kulak kanalı cildi özellikle kemik bölümde son derece ince ve kemiğe sıkınca yapışmış durumdadır. Dış kıkırdak bölümünde ise deri içinde kıl ve salgı bezleri içerir. Dış kulak kanalı salgıları buradaki derinin üzerini adeta bir yorgan gibi örterek, kulak yolunu havanın dış etkenlerini karşı korumaktadır.

Yaz Aylarında Neden Dış Kulak İltihabı Daha Çok Oluşuyor

Uzun süre suda kaldığımızda parmak uçlarınızdaki cildin buruştuğunu hepimiz tecrübe etmişizdir. Cildin bu reaksiyonu suyla beraber yumuşaması, genişlemesi ve dolayısıyla gözeneklerinin açılmasıyla oluşur. Aynı durum dış kulak yolundaki deri için de söz konusudur. Üstelik uzun süre suda kalmakla dış kulak yolundaki salgılar da çözünerek dışarı çıkar ve buradaki cildi adeta çıplak bırakır. Gerek derideki gözeneklerin açılması, gerek dış kulak yolu salgılarının temizlenmiş olması, dış kulak yolu derisinin dış etkenlere karşı koruyuculuk fonksiyonunu azaltır. Üstelik yüzmek için girdiğimiz özellikle havuzlar da temiz değilse, mikropların saldırısıyla karşı karşıya kalmamıza neden olur.

Dış Kulak Yolu İltihabında Yakınmalar

Dış kulak yolu derisi iltihaplandığında cilde ödem ve gerginlik oluşacak ve önceleri hafif bir kulak kaşıntısı, hafif ve derinden gelen bir ağrı ile kendini gösterecektir. Kaşıntı sebebiyle bir de kulağımızı kaşımaya kalkıştığımızda, kulak derisine ek travmalar oluşturacağımızdan iltihabın seyri hızlanacaktır. İltihabın ilerlemesi sonucunda hasta kulak çevresinde çene hareketlerimizle ağrılar başlayacaktır. İltihaba zamanında müdahale edilmediği takdirde ödem giderek artacak ve dış kulak yolu tamamen tıkanarak işitme azlığı ve ciddi dayanılmaz kulak ağrıları başlayacaktır. Bu durumdaki iltihaplarda hasta kulak çevresinde kızarıklıklar, kulak çevresinde ödem, kulak kepçesine dokunmakla dahi ciddi ağrı hassasiyeti ve çene hareketlerinde ciddi ağrı nedeniyle yemek yiyememe şikayetleri de tabloya eklenecektir.

Nasıl Önlem Alabiliriz

Uzun süre suda kalmamak dikkat edilecek en önemli önlen olmalıdır. Genelde 25-30 dakikadan daha uzun süre suda kalmamaya özen göstermeliyiz. Daha uzun süre suda kalınmak isteniyorsa bir süre suyun dışında kalarak cildin kurumasına fırsat vermeliyiz. Kulak kaşıntılarımız oluştuğunda pamuklu çöplerle bile olsa kulak yolumuzu karıştırmamalı, kulaklarımızın içini temizlemeye çalışmamalıyız. Ağrıları başlamasıyla hemen ilk tedai seçeneklerine başvurmalıyız.

Tedavi Yaklaşımı

Dış kulak yolunda kaşıntı ve hafif derinden gelen ağrıların başladığı daha ilk günlerde tedavi genelde çok kolay olabilmektedir. Dış kulak yolunun kurumasını sağlamak ve dış kulak yolunun asiditesini artırmak ilk başvurulacak önlemlerdendir. Bu amaçla kulak zarımızda herhangi bir delik yoksa, dış yoluna 2-3 damla sirke damlatılması işe yarayacaktır. Bu yeterli olmadığı takdirde veya ağrıların artarak devam ediyorsa en kısa sürede KBB Hastalıkları Uzmanına görünmek çok önemlidir. Dış kulak yolu iltihapları genellikle bakterilere bağlı olarak gelişse de mantar enfeksiyonları da hiç nadir değildir ve tedavileri daha uzun sürüp, profesyonel yaklaşım gerektirir.

Dış Kulak Yolu İltihabının Zararları

Önceleri dış kulak yolunda başlayan iltihaplar tedavi edilmediği takdirde orta kulak yapılarına ulaşır, kulak kemiğinde osteomyelit oluşturabilir, kulak çevresindeki tükrük bezi gibi, çene eklemi gibi yapılara yayılabilir, hatta beyin içine yayılıp menenjit, beyin absesi gibi ölümcül sonuçları olan çok ciddi komplikasyonlar oluşturabilir. Hastaların savunma sistemiyle ilgili sorunları varsa bu iltihapların yayılması son derece hızlı olacaktır. Kontrol dışı kronik şeker hastalığı olanlar, organ nakli geçiren hastalar, kemoterapi veya radyoterapi alanlar, kronik hastalıkları, beslenme bozuklukları olanlar ve AIDS hastalarında komplikasyon oranları çok önemli oranlara ulaşabilir.

Unutulmamalı

  • Dış kulak yolunun temizlenesine çalışılmamalı

  • Pamuklu kulak çöpleri kulak kanalına sokulmamalı

  • Uzun süre suda kalmaktan kaçınılmalı

  • Kulak kaşıntılarında doktora başvurulmalı

  • Kulak ağrılarında doktora başvurmakta geç kalınmamalı



--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


5 Haziran 2017 Pazartesi

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ İŞİTME KAYBI EYLEM PLANINI KABUL ETTİ

BASIN BİLDİRİSİ

 

SİDNEY — 31 Mayıs, 2017: 

 

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) yönetim organı olan ve 192 ülkeden üst düzey sağlık liderlerinden oluşan WHA, gittikçe artan işitme kaybına karşı çözüm önerisini kabul etmiştir. Çözüm önerisi, işitme kaybının önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu vurgulayarak, devletlerin bu konuyu öncelikli olarak ele alması ve konu hakkında ulusal bir plan eylem planı hazırlaması gerektiğinin altını çizmektedir.

 

WHO, 32 milyonu çocuk olmak üzere 360 milyon kişinin — dünya nüfusunun yüzde beşinden fazla —  işitme engeli ile mücadele ettiğini raporlamaktadır. İşitme kaybının rastlanma oranlarının git gide arttığını belirten organizasyon, teşhis ve tedavisi yapılmayan işitme kayıplarının yıllık maliyetinin 750 milyon $ olduğunu açıklamaktadır. 1

 

WHA'nın çözüm önerisi, farkındalık ve işitme taraması programlarının arttırılması, koklear implant gibi işitme teknolojilerine ulaşımın kolaylaştırılması gibi pratik ve ekonomik adımların altını çizmektedir.

 

Cochlear CEO'su & Başkanı, Chris Smith, devlet sağlık politikalarını belirleyen yetkililerin işitme sağlığı konusundaki liderliğinden memnuniyet duyduğunu ifade ediyor ve ekliyor:  

 

"Bu karar, hangi yaşta olduğu ya da nerede yaşadığı fark etmeksizin bütün işitme engelli bireyler için umut vericidir. Bazı ülkelerde, işitme kayıplı çocuklar, okula gidememektedir. İşitme kayıplı erişkinler iş bulamamakta veya potansiyellerini kullanamamaktadır. İleri yaştaki erişkinler, çözülemeyen işitme kaybı söz konusu olunca, yüksek maliyetli sağlık problemleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar."

 

"Jüri kararını vermiştir– işitme kaybının, bütün dünyayı etkileyen bir halk sağlığı sorunu olduğu tespit edilmiştir ve dünya sağlık politikalarını belirleyen ana kurum, artık harekete geçme zamanının geldiğini belirtmiştir. Cochlear'da, işitme kaybı olan insanların hayatını geliştirmek bizim misyonumuzdur ve bir işitme teknolojisi uzmanı olarak, bu global sağlık sorununun çözümünde görevimizi yapmak için paydaşlarımıza katılmaktayız."

 

"Bu karar bir mihenk taşıdır ve eğer uygulanabilmesi halinde, pek çok farklı toplumdan milyonlarca insanın taşıdığı ağır bir yükü azaltma potansiyeline sahiptir."

 

Çözüm önerisi, işitme kaybının etkilerini ele alma konusunda şu kararları kapsamaktadır:  

 

·       İşitme kaybı ve işitme kaybının getirdiği sosyal ve ekonomik etkilerin toplumsal düzeyde ve kamusal düzeyde farkındalığını arttırmak.

·       Evrensel sağlık güvencesi kapsamında, koklear implant ve diğer işitme sağlığı teknolojilerine ulaşımı sağlamak.

·       İşitme kaybının erken teşhis edilmesini sağlayan, özellikle bebekler, çocuklar ve ileri yaştaki bireyler üzerine yoğunlaşmış, işitme taraması programlarını başlatmak, yürütmek ve güçlendirmek.

·       Gürültü nedeniyle oluşan işitme kaybı konusunda farkındalık oluşturmak, çevresel gürültülerin ölçümlemesini yapmak, maruziyetini elen alan önlemler almak.

·       Politika karar alıcıların kanıta dayalı strateji geliştirmeleri için işitme sağlığı konusunda verilerin toplanması ve karar alıcılara bu konuda bilgi ve eğitimlerin verilmesi.

Çeşitli kamu sağlığı önlemleri ile işitme kaybının etkileri azaltılabilir; çocuklarda görülen işitme kaybının %60'ı önlenebilir. Bu rakam düşük ve orta gelirli ülkelerde (%75), yüksek gelirli ülkelerden (%49) daha yüksektir.2

 

Şu anda, işitme cihazı üretimi, global ihtiyacın sadece %10'unu karşılamaktadır.3 Koklear implantların çocuklar üzerindeki faydaları, yaygın şekilde kabul görmüştür.2,4,5 Yapılan araştırmalar da koklear implanttan fayda görebilecek erişkinlerin daha önce düşünüldüğünden daha fazla olduğunu göstermiştir.6

 

 

Cochlear Limited Hakkında

Cochlear, implante edilen işitme çözümleri alanında dünya lideridir. Cochlear bünyesinde global olarak 3000 kişi çalışmaktadır ve her yıl Ar-Ge faaliyetlerine 100 milyon Avustrayla Doları'ndan daha fazla yatırım yapılmaktadır. Cochlear ürünleri koklea için işitme sistemleri, kemik iletimi ve akustik implantları içermektedir. 100'den fazla ülkede 450 binin üzerinde her yaştan birey Cochlear implantları sayesinde işitme yetisine kavuşmuştur. www.cochlear.com

 

Koklear İmplantları hakkında

Cochlear tarafından üretilen koklear implantlarının ticari markası Cochlear™ Nucleus® serisi koklear implantlarıdır.  Cochlear Nucleus serisi implantlar, ortadan ileri dereceye kadar olan işitme kayıplarının tedavisi içindir. Siz de işitme kaybı ile mücadele ediyorsanız, doktorunuza veya işitme uzmanınıza danışın. Tüm ürünler doktorunuz veya işitme uzmanınızın söylediği şekilde kullanılmalıdır. Size en yakın Cochlear ofisine ulaşmak için linki tıklayın  http://www.cochlear.com/wps/wcm/connect/tr/contact/contact-us

 

Referanslar

1.      Dünya Sağlık Örgütü. Factsheet No*300 [Internet]. 2017 [alıntı Şubat 2017]. Aşağıdaki linkten erişilebilir: http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs300/en/

2.      WHO Childhood hearing loss: act now, here is how! 2016 [alıntı 10 Mayıs 2017].  Aşağıdaki linkten erişilebilir: http://www.who.int/pbd/deafness/world-hearing-day/2016/en/

3.      WHO, World Bank. World report on disability. Geneva: Dünya Sağlık Örgütü. 2011. Aşağıdaki linkten erişilebilir http://www.who.int/disabilities/world_report/2011/en/ 

4.      Papsin BC, Gordon KA. Cochlear implants for children with severe-to-profound hearing loss. New England Journal of Medicine. 2007 Dec 6;357(23):2380-7.

5.      Marschark M, Rhoten C, Fabich M. Effects of cochlear implants on children's reading and academic achievement. Journal of Deaf Studies and Deaf Education. 2007.

6.      Lamb B, Archbold S.  Adult Cochlear Implantation: Evidence and experience, The Case for a Review of Provision. Nottingham: The Ear Foundation. [cited 10 May 2017]. Aşağıdaki linkten erişilebilir: http://www.earfoundation.org.uk/files/download/667


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


23 Mart 2017 Perşembe

TULAREMİ

Giriş

Bakteriyel bir enfeksiyondur. Etken patojen Francisella tularensis isimli son derece yüksek virulanslı aerobik, gram negatif kokobasildir. Fakültatif intraselüler bakteri olup, makrofajlar içinde gelişir. Mukozal yüzeyler, glandüler yapılar, akciğer, plevra, lenf nodları, karaciğer, dalak ve böbrekler hedef organlardır. Sadece 10 adet bakterinin dahi bulaşması hastalığın başlaması için yeterli olabilmektedir. Bu nedenle biyolojik silah olarak kullanılması muhtemel mikro-organizmalardan kabul edilir.

Konakçı genellikle tavşan, fare veya sincap gibi kemirgenlerdir. Genellikle bu tür hayvanlarla direkt temas sonucu kirli ellerle ağız yoluyla bulaşma oluşurken, nadiren sivrisinekler veya keneler gibi aracılarla da bulaşabilir. Bakterinin havadan aerosollerin inhalasyonu yoluyla bulaşması mümkün iken, hasta olan bir insandan diğerine bulaşma söz konusu değildir. Bakterinin enfekte toprak veya suda haftalar boyunca bulaşıcılık özelliğini koruduğu bilinmelidir. Bakterinin bulaşması ile ilk semptomların çıkması arasındaki prodromal dönem genellikle 3-5 gün iken, tanımlanan olgularda 1-14 gün arasında değişebildiği görülmüştür. Tedavi edilmediği takdirde öldürücü sonuçları olabilir.

 

Klinik Bulgular

Eller ve ağız yoluyla veya kontamine sularla bulaştığında giriş bölgesi çevresinde mukozal lezyonlar, bunlara bağlı boyun lenflerinde büyümeler oluşturur. Tükrük bezlerinde iltihaplanmalar, ağız içinde yaralar, yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı, bulantı ve kusma şeklinde belirtiler görülür. Lenf bezleri giderek büyüyerek apseleşebilir. Kontamine eller ile gözlerin ovuşturulmasıyla konjuktivit, göz yaşı bezlerinde iltihaplanmalar ile okuler tularemi tablosu oluşabilir. Bu tablolar "Dış Tularemi" olarak tanımlanır.

Patojenin hava yoluyla akciğerlere ulaşması veya oral yolla yutularak mide-barsak sistemine ulaşmasıyla "İç Tularemi" tablosu gelişebilir. Göğüs kafesinde ve karın içinde lenf bezlerinde büyümeler, ateşle birlikte halsizlik, öksürük, bulantı ve kusmalar, karın ağrısı ve ishal gibi bulgular tabloya hakim olur.

 

Tanı ve Ayırıcı Tanı

Hastalığın enfeksiyon tablosu kan testleriyle kolayca farkedilse de, viral enfeksiyonlara benzeyen klinik bulguları, süperpoze bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle akıl karıştırıcı olabilmektedir. Öpücük hastalğının kliniği ile olan yüksek benzerliği, tedavinin planlanmasında güçlükler yaratmaktadır. Ayrıca malignensilerden ayırıcı tanısının yapılması önem arzeder. Periferik yaymasında görülen eozinofili tablosu allerjik reaksiyonları akla getirebilmektedir. Önemli olan hastanın ayrıntılı hikayesinden Tularemi olabileceği akla gelebilirse, son derece nadir olan bu hastalık için hastadan alınan örmeklerin laboratuvara gönderilmesi gerekir. Örnek olarak ağız-boğaz sürüntüsü, abseleşen lenf nodu akıntıları, lenf nodlarından iğne aspirasyon materyalleri, balgam gibi örnekler kullanılabilir. İlginç olarak kan kültüründen üretilememektedir. Örmeklerin immunohistokimyasal boyamalar, flörasan antibody tekniği veya PCR ile incelenmesi gerekir. Kan serolojisinden tanısı için hastalığın başlangıcından 4 hafta sonraki dönemde spesifik antikor değerlerinin 4 kat artış göstermesi gerekir. Kan testleri hastaların tedavisini planlamak için değil, geriye dönük tanının kesinleştirilmesi için faydalı olacaktır.

 

Tedavi

Tedavisinde antibiyotiklerin kullanılması gerekir. Tekli antibiyotik tedavisi kullanılabildiği gibi, kombinasyonlar da tercih edilebilir. Aminoglikozidlerin etkinliği kanıtlanmıştır. Kullanılamayacak durumlarda  tetrasiklinler, kloramfenikol veya kinolon grubundan ilaçlar da tedavide etkindir. Antibiyotik tedavsinin 10-14 gün süreyle devam etmesi önemlidir. Antibiyotik tedavisinde geç kalındığında veya hastalığı ileri dönemlerinde lenf nodlarının abseleşmesi söz konusuysa, cerrahi tedaviler de planlanmalıdır.

 

Kaynaklar

1.      http://web.archive.org/web/20160128131904/http://www.bt.cdc.gov/agent/tularemia/faq.asp

2.      https://www.cdc.gov/tularemia/clinicians/index.html

3.      https://emergency.cdc.gov/agent/tularemia/tularemia-biological-weapon-abstract.asp#4


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


2 Mart 2017 Perşembe

3 MART DÜNYA KULAK VE İŞİTME GÜNÜ

İŞİTME SAĞLIĞI


İşitme fonksiyonumuz çevremizle iletişim kurmakta kullandığımız en önemli duyularımızdan biridir. Gerek doğumsal gelişen, gerek hayatımız boyunca karşılaşabilceğimiz pek çok olaya bağlı kazanılmış işitme kaybı riskleriyle karşı karşıyayız. Bu durumlara karşı bilinçli olmak, işitme sağlımızı koruyabilmemiz için çok önemlidir.


Doğumsal başlangıçlı işitme kayıplarının yaklaşık yarısı herediter nedenlidir. Pekçok genetik hastalığın kulak gelişimini bozan etkileri görülebilmektedir. Bu gibi olaylardan korunmanın en iyi yolu akraba evliliklerinden uzak durulması ve gebelik sırasında bebeğin doğum öncesinde yakından takibi ile mümkündür.


Gebelik sırasında genellikle annenin karşılaştığı bazı hastalıklara bağlı olarak da bebeklerde kulak gelişimi ciddi şekilde etkilenebilmektedir. Bunların önemli bir bölümü annenin gebelik sırasında geçirdiği viral enfeksiyonlardır. Ayrıca alkol yada bazı zararlı ilaçların gebelikte kullanımına bağlı toksikasyonlar, kan uyuşmazlıkları, erken veya zor uzamış doğum eylemleri kulağın zarar görmesine neden olabilmektedir. Bütün bunlar gebelerin profesyonelce yakın takibiyle pek ala önlenebilecek problemlerdir.


Bu tür problemlere engel olunamamışsa, işitme fonksiyonlarının mümkün olduğunca erken dönemde tes edilmesi çok önemlidir. Tüm bebeklerde doğum sonrası işitme fonksiyonlarının tarama testleriyle değerlendirilmesi, şüphelenilen durumlarda daha ileri tekniklerle incelemelerin derinleştirilmesi, muhtemel bir işitme kaybının erken tespiti açısından çok önemlidir. İşitme kaybıyla doğduğu tespit edilen bebeklerin gerek geleneksel yöntemlerle, gerek cerrahi yaklaşımlarla rehabilite edilebilmeleri günümüzde artık sorun olmaktan çıkmıştır.


Sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmiş olmak, işitme fonksiyonumuzun artık risk altında olmadığını göstermez. Hayatımız boyunca kulaklarımıza zarar verebilecek durumlara karşı dikkatli olmalıyız. İşitme fonksiyonlarımız için zararlı olabilecek pek çok hastalığın yanında, bazı antibiyiotiklerin, özellikle aspirin türevi ilaçlar olmak üzere ağrı kesici ilaçların, kulağa zararlı olabilecek diğer pek çok ilaç ve kimyasalların, yüksek gürültülü çalışma ortamlarının, yüksek gürültülü eğlence merkezlerinde alkol kullanmanın, özellikle yüksek ses volümleriyle kulaklık kullanmanın, kafa travmalarının ve kaçınılmaz bir biçimde yaşlanmanın kulaklarımıza zamanla zarar verdiğini hiç akıldan çıkarmamak gerekir. Bu gibi durumlara karşı işitme fonksiyonlarımızı yakından takip etmeli, herhangi bir kulak ağırısı, baş dönmesi, çınlama, yada işitme veya anlama güçlüğü yakınması halinde bir an önce KBB uzmanına başvurmalıyız.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


17 Şubat 2017 Cuma

ASPİRİN ALERJİSİ (HASSASİYETİ)

TANIM
Aspirin kullanan hastalarım bir bölümünde astım tipi nefes darlığı problemlerinin yanında, burun boşluğunda polip denilen etlerin oluşması ile karakterize bir hastalık tanımlanmış ve literatürde önceleri Samter Triadı (üçlüsü) olarak isimlendirilmiştir. Hastalığın üç bulgusu aspirin hassasiyeti, astım ve burun polipleri şeklinde sıralanmıştır. Bu problemin sadece aspirine bağlı olmayıp, diğer NSAID (steroid dışı inflamasyon giderici ilaçlar, halk arasında genel olarak ağrı kesiciler olarak kabul edilir) grubuna giren ilaçlara karşı da gelişebildiğinin anlaşılmıştır. Böylece hastalığın sadece aspirin ile ilgili olmadığı gibi, aslında bir triad da olmadığı anlaşılmıştır. Bu durum NSAID ajanlara karşı oluşan bir tür hipersensitivite (hassasiyet) reaksiyonudur ve gerçek bir alerjik olay değildir. 
KLİNİK
Hastalık daha çok 20-30'lu yaşlardaki genç kadınlarda görülmektedir. Hastalığın belirtisi olarak, bu tür ağrı kesici alan hastalarda astım krizleri oluşurken, burun kaşıntısı, burun akıntısı ve nihayet burun boşluklarında polip denilen yabancı etlerin oluşması ile burun tıkanıklıkları görülmektedir. Nadiren kaşıntılı döküntülü cilt reaksiyonları da tanımlanmıştır. 
DİYET
Omega 6 ve omega 3 yağlarınca zengin diyet alınmasının hastaların belirtileri üzerinde olumlu sonuçlar verdiği bildirilmektedir. Bu açıdan günlük 10 gr balık yağı alınması tavsiye edilmektedir.
TEDAVİ
Tedavisi için hassasiyet oluşturan ilacın alınmaması ve burun polipleri için de kortizonlu spreylerin bir süre kullanılması ilk başvurulacak yöntem olmalıdır. Aspirin desensitizasyonu (aspirin aşısı) denenen yöntemlerden biridir, faydalı sonuçlar bildirilmektedir. Lökotrien antagonistleri (Montelukast) ile faydalı sonuçlar bildirimektedir. İlaç tedavisine cevap vermeyen poliplerde cerrahi girişimler planlanabilir.

KAYNAKLAR
1. Allergy. 2013 Oct;68(10):1219-32. doi: 10.1111/all.12260
2. Kim JE, Kountakis SE (July 2007). "The prevalence of Samter's triad in patients undergoing functional endoscopic sinus surgery". Ear Nose Throat J86 (7): 396–9
3. McMains KC, Kountakis SE (2006). "Medical and surgical considerations in patients with Samter's triad"American journal of rhinology20 (6): 573–6. 
--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


10 Ocak 2017 Salı

PFAPA

Hasatalarda görülün şikayet ve bulguların İngilizce isimleri olan Tekrarlayan Ateş (Periodic Fever), Ağızda Aftlar (Aphthous Stomatidis), Farenjit (Pharyngitis) ve Boyunda Lenf Bezi Şişmeleri (Adenitis) kelimelerinin başharflerinin birleşimiyle oluşan bir hastalık ismidir. Hastalık asıl olarak çocukluk çağlarında ve genellikle 5 yaşın altında görülmeye başlar.

Atakların en önemli özelliği yüksek ateşle seyretmesidir. Ateşin nedeni enfeksiyon değildir, otoimmün reaksiyonların etkili olduğu düşünülmektedir. Ataklar yaklaşık 3-5 haftada bir tekrarlar ve süre hastadan hastaya farklılık gösterirken, her bir hasta için neredeyse sabit aralıklarla tekrarlama oluşturması tipiktir. Zamanla atak aralıkları uzayarak yaklaşık 5-6 yıla kadar hastalık kendiliğinden kaybolur.

Ataklar sırasında hastaların yaklaşık %90'nında boyunda lenf bezlerinde şişmeler görülür. Lenf bezlerinin boyun dışındaki bölgelerde şişmesi görülebilir, ancak bu durum hastalığa özgü tipik bir bulgu değildir.  Ataklar sırasında hastaların yaklaşık %70'inde farenjit, ağızda aft şeklinde yaralar veya daha nadiren bademcik iltihapları görülebilir. Ateş atağının düzelmesiyle bütün bu bulgular da tamamen düzelir.

Hastalığın tanısı için spesifik bir kan testi yoktur. Akut faz reaktanları olarak CRP seviyesinde yükselme ve sedimentasyon hızında (ESR) artma görülür. Hemogramda hemoglobin seviyesi normaldir ancak lenfositoz şeklinde lökositoz görülerek sola kayba bulguları vardır. Ateş etiyolojisi olarak diğer hastalıklardan ayırıcı tanısının yapılmasıyla ve atakların görülmesi sonucunda klinik tablonun tipikleşmesiyle tanı konulur. Atakların sonunda CRP, ESR ve lökositoz bulguları tamamen normale döner.

Spesifik bir tadavisi yoktur. Asıl amaç ateşle mücadeledir. Ateşle mücadelede ateş düşürücülere olan cevap sınırlıdır, ateşli dönem ancak 3-5 gün içinde kendiliğinden düzelir. Ateşli dönemin başlagıcında 1-2 mg/kg prednizolon ile ateşin dramatik olarak kontrol altına alınabildiği görülmüştür. Öte yandan steroidlerin kullanılmasıya ataklar arasındaki süre de kısalmaktadır. Antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Proflaktik olarak T-supresör hücrelerini baskılamak için, nötrofil ve eozinofil kemotaksisini engellemek için simetidin tedavisi denenmektedir. Bazı çocuklarda tonsillektomi yapılmasıyla ataklarının kontrol edilebilmesi mümkün olabilmektedir.

KAYNAKLAR

1. Frenkel J, Kuis W. Overt and occult rheumatic diseases: the child with chronic fever. Best Pract Res Clin Rheumatol 2002;16:443-69.
2. John CC, Gilsdorf JR. Recurent fever syndrome in children. Ped İnfect Dis J 2002;21:1071-7.
3. Thomas KT, Feder HM Jr, Lawton AR, Edwards KM. Periodic fever syndrome in children. J Pediatr 1999;135:15-21.
4. Padeh S, Brezniak N, Zemer D, Pras E, Livneh A, Langevitz P, Migdal A, Pras M, Passwell JH. Periodic fever, aphthous stomatitis, pharyngitis, and adenopathy syndrome: clinical characteristics and outcome. J Pediatr 1999;135:98-101.
5. Long SS. Syndrome of Periodic Fever, Aphthous stomatitis, Pharyngitis, and Adenitis (PFAPA)--what it isn't. What is it? J Pediatr 1999;135:1-5.
6. Feder HM Jr. Cimetidine treatment for periodic fever associated with aphthous stomatitis, pharyngitis and cervical adenitis. Pediatr Infect Dis J 1992;11:318-21.
7. Leong SC, Karkos PD, Apostolidou MT. Is there a role for the otolaryngologist in PFAPA syndrome? A systematic review. Int J Pediatr Otorhinolaryngol 2006; 70:1841-5.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


27 Ocak 2016 Çarşamba

KAN BASINCI NEDİR, NASIL YÜKSELİR, NE TÜR ZARARLAR VEREBİLİR

https://www.youtube.com/embed/Ab9OZsDECZw

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


18 Ocak 2016 Pazartesi

BADEMCİK AMELİYATI SONRASI

Sayın Veliler, Hasta Yakınları ve Sayın Hastalarımız,

Bademciklerin alınması, ameliyat sonrasındaki 7-10 gün boyunca oldukça ağrılı bir yeme içme dönemi yaşayacağınız anlamına gelir. Boğaz ağrısı dışında, ağrı kulaklardan yansıma şeklinde de hissedilebilir. Bu dönemin bir diğer özelliği ise her an bademciklerden bir kanama ihtimali olabilmesidir. Boğaz ve yutkunma ağrıları için çocuklarda ve erişkinlerde parasetamol içeren ilaçlar ilk seçenek olmalıdır. Parasetamol ile kontrol edilemeyen ağrılar için novalgin damla kullanılabilir.

KANAMA RİSKİ
Kanama riski ilk 1-2 gün ile 8-10.günlerde daha fazladır. Bu nedenlerle bu özel dönem boyunca kullandığımız ağrı kesiciler ve beslenme alışkanlığımıza dikkat etmemiz gerekmektedir. Özellikle kan sulandırıcı özelliği olan ilaçlar kesinlikle 1 hafta boyunca kullanılmamalıdır. Çoğu zaman ilaç bile sayılmayan ASPİRİN bu tür ajanların en önemlisidir. Yine özellikle bu dönem boyunca alkol kullanılmamalı, sigara içilmemelidir. Ameliyat boyunca yutulan kanlar nedeniyle bir kez siyah-kırmızı kanlı kusma normal sayılabilir. Kusmalar tekrarlarsa, ağızdan taze kan gelirse mutlaka doktorunuz ile bağlantı kurulmalıdır. Bademcik ameliyatlarının yerleri birkaç gün içinde beyaz şeklinde görülecektir, bu iltihaplanma değildir. Bu dönemde ağız kokusu gelişmesi de normaldir. Bu dönem boyunca diş bakımı için diş macunu kullanılmadan sadece fırça ve su kullanılması yeterli olacaktır.

YEME - İÇME
Yeme içme alışkanlıklarımız genel olarak soğuk, sulu ve tanesiz gıdalardan, yavaş yavaş normal beslenme alışkanlığımıza doğru değişim göstermelidir. Özellikle ameliyat sonrasındaki ilk günlerde kesinlikle sıcak gıdalardan ve ameliyat sahasına zarar verebilecek kuru gıdalardan ve asitli yiyecek veya içeceklerden sakınılmalıdır.
Ameliyat günü, ameliyatın tamamlanmasından 2-3 saat sonra ağızdan besin alınmasına başlanabilir. Bu İLK GÜN beslenme içiin susadıkça soğuk su ve soğuk süt içilmeli, acıktıkça renksiz, tanesiz dondurma yenilmelidir. 
Ameliyat sonrası İKİNCİ GÜN, birinci gün alınabilecek gıdalara ek olarak soğuk şerbet, komposto, soğuk çay, ayran içilebilir. 
Ameliyat sonrası ÜÇÜNCÜ GÜN, ek olarak krema, puding, yoğurt gibi besinler eklenebilir. Sulu gıdalar içinde ıslatılmış ekmek içi veya bisküvi yenilebilir.
DÖRDÜNCÜ GÜN, tanesiz soğuk unlu ve yoğurtlu çorbalar içilebilir.
BEŞİNCİ GÜN, patates püresi ve ılık rafadan yumurta gibi gıdalar eklenebilir.
ALTINCI GÜN, ılık pilav ve iyi haşlanmış makarna yenilebilir.
YEDİNCİ-ONUNCU GÜNLERDE, kuru köfte, kızarmış ekmek gibi çok sert ve kuru gıdalar DIŞINDA fazla sıcak olmayan her şey yenilebilir.
ON GÜNDEN SONRA normal beslenmeye geçilmesinde sakınca yoktur.

AĞIZ BAKIMI
Bademcik ameliyatı sonrası ağızdan kötü kokular gelebilir. Bu yaraların iyileşmesiyle ilgili bir özellik olup, ağız bakımının yetersiz olduğu anlamına gelmez. Tükrük salgılanması bu dönemde hem ağrı kontrolü, hem ağzı bakımı için çok faydalıdır. Bu nedenle sakız çiğnenerek bolca tükrük salgısı uyarılmalıdır. Diş bakımı için ilk 3 gün diş macunu kullanılması tavsiye edilmez. Ancak dişlerin diş fırçası ve su ile fırçalanması da ağız ve diş bakımı için oldukça yeterli bir yöntemdir.

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


17 Kasım 2015 Salı

DEHB - DİKKAT EKSİKLİĞİ ve HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

GİRİŞ

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), konsantrasyon güçlüğü, aşırı hareketlilik ve dürtü kontrolündeki sorunlarla karakterize olup çocukluk çağının en sık sorunlarındandır. Hastalık genellik 7 yaşından önce görülür. (DEHB) çocukların yaklaşık %2-10'unda görülmektedir. DEHB erkek çocuklarda 3-4 kat daha yüksek oranda görülür (Barkley 1997). Çocukluk döneminde DEHB olan bireylerin yaklaşık %30-70'inde dikkat eksikliğinin erişkinlik döneminde de devam ettiği savunulmaktadır (Larrson 2004). DEHB bulunan çocukların uzun süreli takibinin yapıldığı bir çalışmada, çocukluk çağında tanının konulmasından sonraki 9.yılda %31, 17.yılda %8 oranında devam ettiğini göstermektedir (Mick & Faraone 2000).

KALITSAL BİR HASTALIK MI?

DEHB ailesel ve ailesel olmayanlar olarak iki grupta incelenebilir. Ailesel DEHB tipinin genetik geçişli olduğu iddia edilmektedir (Martin & Scourfield 2002). Tek yumurta ikizlerinde %80'e varan oranlarda diğer çocukta da DEHB görülmektedir. Bu oran çift yumurta ikizlerinde %40 dolayındadır.

Ülkemizden yapılan bir çalışmada, DEHB tanısı konulan çocukların ebeveynlerinde, kontrol grubuna göre daha yüksek oranda dikkat eksikliği bulguları olduğu ortaya konulmuştur (Aydın ve ark. 2006). Çalışma aynı zamanda yapılan özel değerlendirmelerle bu ebeveynlerin çocukluk çağlarında da DEHB bulguları gösterdiğini ortaya koymaktadır.

DEHB OLUŞTURABİLEN DİĞER NEDENLER

Çocukluk çağındaki DEHB bulgularının görülmesinde genetik nedenlerin yanında çevresel faktörlerin de bulunduğu savunulmaktadır (Steunhausen 2003).

DEHB ile nörotransmitter denilen Dopamin ve Noepinefrin gibi maddeler arasında yakın ilişki olduğu görülmüştür. Dikkat ve algılama beynin ön bölgesinin fonksiyonlarındır ve bu işlemlerin düzenlenmesinde Dopamin ve Norepinefrinin direkt ilgili olduğu gösterilmiştir. DEHB tanısı konulan çocukların beyin omurilik sıvılarında ve kanlarında bu maddeler daha düşük oranda bulunurken, idrarlarında  bu maddelerinin yıkım ürünlerine daha az oranda rastlanılmaktadır.

DEHB DURUMUNDAN NASIL ŞÜPHELENİLMELİDİR


DEHB tanısı alan çocuklar aşırı hareketlidir. Hareketlilik bütün çocuklarda bulunan bir özellik iken, bu tür çocuklarda okul, ev ve arkadaş ortamlarında öğretmen, aile ve arkadaşlar için çocuğun işlevselliği açısından sorun oluşturacak seviyelerdedir.

DEHB tanısı alan çocuklarda dikkat dağınıklığı vardır. Bu çocuklar eşya ve oyuncaklarını sıkça kaybederler, sorumluluklarını unuturlar. Bir işle uğraşırken çevresel faktörlerle dikkatleri hemen dağılır ve konsantrasyon problemi yaşarlar.

DEHB tanısı alan çocuklar aşırı sabırsızdırlar. İsteklerini erteleyemez ve hemen yapılmasını isterler, bir soru sorulduğunda daha soru bitmeden cevap vermeye kalkışırlar. Başkalarını dinleyemez ve sürekli karşısındakinin sözünü keserler. Bu durum dürtüsellik olarak tanımlanır.

DEHB TANISI NASIL KONULUR

Tanının konulmasında uzman bir psikiyatristin, çok geniş kapsamlı bir şekilde aile, çocuk, ve eğitim kurumlarındaki ilgili kişilerle yayacağı görüşmeler çok önemlidir. Ayrıca ilgili ölçekler ve testler faydalı bilgiler sağlayabilir. Bu arada işitme ve görme fonksiyonlarının da değerlendirilmesi gerekir.
İşitme azlığı ve kaybı olan çocukların çevreyle ilgileri azalır ve öğrenme güçlükleri çekerler. Özellikle her iki kulağın birden etkilendiği durumlarda çocuk kulağının daha az işittiğini de farkedemez. Ailenin bazı davranışlarından şüphelenmesi gerekir. Bu tür çocuklar yüksek sesle konuşurlar, televizyon vb cihazların sesini çok açarlar ve kendilerine söylenilenleri sürekli tekrarlatırlar.

DSM-IV tanı kriterleri tablosundaki 9 özellikten en az altısının bulunması gerekir. Ayrıca ilgili davranışsal özelliklerin 6 aydan uzun süre var olması ve birbirinden farklı en az iki ortamda görülmesiyle tanı konulabilir.

     DSM-IV DİKKAT EKSİKLİĞİ TANI KRİTERLERİ
     1. Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez yada okul ödevlerinde, işlerinde yada diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapar.
     2. Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde yada oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır 
     3. Doğrudan kendisine konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi görünür
     4. Çoğu zaman yönergeleri izlemez, okul ödevlerini yada işlerini tamamlayamaz
     5. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker
     6. Çoğu zaman sürekli mental çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez yada bunlarda yer almaya isteksizdir
     7. Çoğu zaman üzerine aldığı görev yada etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder (kitap, kalem, gereçler, oyuncak  vb)
     8. Çoğu zaman dış uyaranlarla dikkati kolayca dağılır

     9. Günlük etkinliklerde çoğu zaman unutkandır

     DSM-IV HİPERAKTİVİTE TANI KRİTERLERİ
     1. Çoğu zaman elleri ayakları kıpır kıpırdır yada oturduğu yerde kıpırdanıp durur
     2. Çoğu zaman sınıfta yada oturması beklenilen diğer durumlarda oturmayıp ayağa kalkar, dolaşır
     3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturur veya tırmanır
     4. Çoğu zaman boş zamanlarını geçirmede sakin davranamaz yada oyun oynama zorluğu gösterir
     5. Çoğu zaman hareket halindedir yada bir motor tarafından sürülüyor gibi davranır
     6. Çoğu zaman çok konuşur
     7. Çoğu zaman sorulan soru bitmeden cevabı yapıştırır
     8. Çoğu zaman sırasını beklemede güçlük çeker
     9. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser, yada başkalarının oyunlarına burnunu sokar


Tanının konulması kadar ayırıcı tanının araştırılması da çok önemlidir. Zeka geriliği, öğrenme bozuklukları (ÖB), davranım bozuklukları (DB), duygudurum bozuklukları, karşıt olma karşı gelme bozukluğu (KOKGB), uyum bozuklukları ve madde kullanım gibi durumlara yönelik araştırmalar ayrıca yapılmalıdır.


DEHB NELERE DEDEN OLABİLİR

Çocukluktaki DEHB sonucunda bireylerde antisosyal davranışlar, madde kullanımı, akademik ve mesleki başarısızlıklar görülebilmektedir (Steinhausen 2003). DEHB bulunan kişilerin akrabalar arası yapılan evliliklerden doğan çocuklarında daha yüksek oranda antisosyal kişilik ve duygudurum bozuklukları, madde kullanımı görülmektedir.

DEHB bulunan çocukların ailelerinde daha yüksek oranda psikiyatrik sorunlar bulunduğu gösterilmiştir (Chronis 2003). Bu tür çocukların annelerinde %6 dolayında anksiyete yada depresyon bulguları görülürken, bu oranın çocuktaki davranış bozukluğunun oranıyla ilişkili olduğu bildirilmiştir (Barkley 1991).

TEDAVİ

Her hastanın tedavi programı birbirinden farklılık gösterebilir. DEHB tanısı alan çocukların tedavisi çok yönlü olmalıdır. Öncelikle ailenin hastalık hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Tedavinin mutlaka ilaçlarla yapılması diye bir yaklaşım yoktur. Başarılı bir tedavi için gerekli olgularda ilaç tedavisinin yanında psikososyal tedaviler de yapılmadır. Bu amaçla aile terapileri, gevşeme tedavileri, diyet ve vitamin takviyeleri gibi unsurlar söz konusu olacaktır.

İlaç tedavisi olarak merkezi sinir sistemi uyarıcıları, antidepresanlar, antipsikotikler, anksiyolitikler, antikonvülzanlar, lityum, klonidin ve guanfasin gibi ilaçlardan faydalınalabilmektedir. İlaçların bir kısmı yeşil, bir kısmı kırmızı reçete kapsamındadır. Çocuklarda da güvenle kullanılabilecek ilaçlar vardır.

En sık kullanılan ve ülkemizde de bulunan ilaçlardan biri metilfenidat isimli ajandır. Tablet şeklinde preparatları vardır. Alındıktan 30 dk sonra etkisi başlar ve en yüksek kan yoğunluğuna 2.saatte ulaşır. Yaklaşık 4-6 saat süreyle çocuktaki semptomların kontrolünde etkilidir. Günde 2 kez kullanılabilir. Ancak etki süresinin sonunda mevcut hastalık bulgularının abartılı şekilde ortaya çıkması karakteristiktir. Bazı kaynaklara göre boy uzamasında yavaşlamaya neden olduğu iddia edilmektedir.

AİLELERE DÜŞEN GÖREVLER

Çocuklarımız daha 2 yaşlarındayken oynamaları için önlerine onlarca oyuncak konulmamalıdır. Böyle bir durumda çocuğun dikkati bir oyuncaktan diğerine kolayca kayacaktır ve dikkat dağınıklığının zemini hazırlanacaktır. En iyisi her seferinde sadece tek bir oyuncakla en az 25 dk kadar oynayabilmesi sağlanmalıdır. Bundan daha kısa sürede sıkılıp ağlamaya başlarsa aynı oyuncakla bir süre daha oynaması için teşvik edilmeli, bir süre aynı oyuncakla birlikte oynamayı denemelidir. Böyle bir durumda heme başka bir oyuncakla oynamaya geçilmemelidir.

Daha büyük yaştaki çocuklarda okuması için eline bir metin verilmeli ve 5 dakika süreyle dikkatlice okuması istenmelidir. Bu sürenin sonunda okuduğu metinle ilgili sorulara tam cevap verebilmelidir. Metindeki ayrıntıları kaçırmışsa 5 dakika daha zaman verilerek aynı işlem tekrarlanmalıdır. Haftalar içinde okuma süresi yavaş yavaş  uzatılarak çocuğun dikkatini yoğunlaştırmasına yönelik egzersizler yapılmalıdır.

Ayrıca çocuğun eline bir sayfalık bir metin verilmeli ve 120 saniye içende belirli bir harfin kaç kez kullanıldığını sayması istenir. Süre sonunda aynı harf beraberce sayılmalı ve çocuğun bulduğu harf sayısının, gerçek harf sayısına oranına bakılmalıdır. Dikkat eksikliğinde bu oran başlangıçta %60 gibi düşük değerlerde oluşur. Aynı çalışma sonraki günlerde başka metinlerde başka harfler için tekrarlanarak devam edilmelidir. Zamanla aynı süre içinde 2 veya daha çok sayıdaki farklı harflerin sayısının bulunması istenmelidir. Bu egzersizlerle zamanla dikkat yoğunluğu artırılabilmektedir.

Her hangi bir şeyin yapılmasından sıkılma oluştuğunda derin bir nefes alınıp yaklaşık 6 saniye içimizde tutulmalı ve sonra nefes verilmelidir. Bu şekilde arka arkaya 4 kez nefes alınmasıyla sıkılmışlık durumundan kurtulmak mümkündür. Örneğin ders çalışırken yaptığı işten sıkılan bir çocuk işinin başından sıkılıp ayrılmak istediğinde bu egzersizin çok faydası olacaktır. 

Normalde bir çocuk yaklaşık 50-60 dakika süreyle bir konu üzerinde odaklanmasını sürdürebilmelidir. Bu süre yakalanamıyorsa önce daha kısa sürelerden başlanarak yavaş yavaş artırılma yoluna gidilmelidir. Örneğin önce sadece 20 dakika ile başlanmalı ve birkaç hafta bu şekilde devam edilmelidir. Daha sonra birkaç haftada bir süre 10-15 dakikalık artırımlarla uzatılmalıdır. Yine bir çocuk aralar vermek kaydıyla günde yaklaşık 2-3 saat süreyle dikkat gerektiren bir işle, örneğin ders çalışmak gibi bir aktiviteyle uğraşabilmelidir. 

Dikkat eksikliğiyle mücadele için yapılmaması gereken 3 yöntem ise şöyle sıralanabilir;
i. Tehdit edilmemelidir
ii. Bir işi başarması karşılığında rüşvet niteliğinde bir ödül vaad edilmemelidir
iii. Kaba kuvvet kullanılması yoluna gidilmemelidir

KAYNAKLAR

Amerikan Psikiyatri Birliği: DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı. Yeniden Gözden Geçirilmiş Baskı. Amerikan Psikiyatri Birliği,
Aydın H, Diler RS, Yurdagül E, ve ark. DEHB tanılı çocukların ebeveynlerinde DEHB oranı. Klinik  Psikiyatri 2006; 9:70-4

Barkley RA (1997) Advancing age, declining ADHD. Am J Psychiatry, 154:1323-1325.
Chronis AM, Lahey BB, Pelham WE ve ark. (2003) Psychopathology and substance abuse in parents of young children with attention-deficit/hyperactivity disorder. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry, 42(12):1424-1432.
Martin N, Scourfield J (2002) Observer effects and heritability of childhood attention-deficit hyperactivity disorder symtoms.Br J Psychiatry, 180: 260-265
Mick E, Faraone SV (2000) Age-dependent decline of symtoms of attention deficit hyperctivity disorder: Impact of remission definition and symtom type. Am J Psychiatry, 157(5): 816-819.
Steinhausen HC, Drechsler R, Földenyl M ve ark. (2003) Clinical course of attention-deficit/ hyperactivity disorder from childhood toward early adolescence. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry, 1085-1092
Washington DC, 2000'den çeviren Köroğlu E, Ankara, Hekimler Yayın Birliği, 2001.


PROF.DR. MUSTAF ASIM ŞAFAK
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com

TEK BİR KAN TESTİYLE 8 AYRI KANSER İÇİN TANI KONULABİLECEK

Kanser tanısı genelde zahmetli ve pek çok testin yapılmasına dayanan zahmetli bir süreçtir. Şimdi "CancerSEEK" ismiyle anılan tek ...