Sayfalar

7 Ağustos 2015 Cuma

ORTA KULAKTA SU TOPLANMASI

Çocukluk çağının en sık görülen bu hastalığının halk arasında en yaygın ifade ediliş şekli "orta kulakta su toplanması" şeklindedir. Çocukluk çağlarındaki orta kulakta sıvı birikmesi durumu KBB literatüründe en sık SOM (seröz otitis media), ancak en doğru şekliyle EOM (efüzyonlu otitis media) olarak adlandırılır. EOM kesin tedavisi yapılabilen bir hastalıkltır. Çocukların önemli bir kısmında hastalık kendiliğinden dahi düzelebilir. Bir ay içinde düzelme görülmemesi durumunda ilaç tedavileri denenebilir. Nihayet inatçı vakalarda cerrahi tedaviyle tedavisi kesin olarak yapılabilir.

EOM

Kulak zarı dış kulak yolunun sonunda perde şeklinde yerleşmiştir. Zarın arka kısmı orta kulak boşluğuyla komşudur. Zara çarpan ses dalgaları zarla bağlantılı olan çekiç kemiğini, daha sonra sırasıyla örs ve özengi kemiğini titreştirerek iç kulağa ulaşır. Orta kulakta yer alan ve birbiriyle bağlantılı olan bu çekiç, örs ve özengi kemikleri, kemikcik zinciri olarak bilinir. Ses enerjisinin en ideal şekilde iç kulağa ulaşabilmesi için sağlam ve serbestçe titreşebilen bir kulak zarına ve kemikçik zincirine ihtiyaç vardır. Kulak zarı ve kemiçik zinciri sisteminin rahatça titreşebilmesi için kulak zarının her iki tarafının eşit basınçta hava ile dolu olması gerekir. Kulak zarının dış tarafı dış kulak yoluyla direkt atmosfere açık olup 1 atmosferlik hava basıncının etkisi altındadır. Zarın arka kısmındaki orta kulak boşluğunun havası ise Eustachian borusu yoluyla genizden gelir.


EFÜZYONLU OTİTİS MEDİA


Geniz bölgesi burun pasajının arka tarafında yumuşak damak ve küçük dilin üst bölgesinde yer alır. Nefes alma sırasında burundan geçen hava, genizden geçerek gırtlağa ulaşmaktadır. Sağlıklı bir çocuğun gelişimi sırasında erken yaşlardan itibaren geniz bölgesinde adenoid dokusu (geniz eti) büyümeye başlar. Geniz bölgesinde yer kaplayan her hangi bir kitle bulunursa burun tıkanıklığı oluşur ve nefes almak için ağız yolu kullanılır. Geniz eti nedeniyle Eustachian borusunda fonksiyon bozukluğu oluşursa orta kulağa hava ulaştırılması aksar.




Eustachian borusu çalışmazsa orta kulaktaki hava basıncı düşer ve vakum etkisi oluşur. Diğer bir deyişle dış kulaktaki hava basıncı göreceli olarak yüksek kalır, kulak zarı pozitif basıncın etkisiyle orta kulağa doğru çökmeye başlar. Bu durun uzun süre devam ederse, orta kulak örtüsü (mukoza) tarafından bir tür salgı üretilmeye başlanır. Sonuçta orta kulak boşluğu zamanla sıvı ile dolar ve kulak zarına iç taraftan hava yerine sıvı ile destek oluşur. Bu durumda kulak zarı ve kemikçikler rahatça titreşemediği için hafif dereceli işitme kaybı söz konusudur. Eustachiaan borusu fonksiyon bozukluğu birkaç hafta içinde düzelirse, salgılar genize atılarak, yerine hava doldurulur ve her şey normale döner. Ancak Eustchian tüp fonkiyon bozukluğu aylarca sürerse orta kulaktaki salgılar gittikçe koyulaşarak, zar yapısının bozulması ve kemikçiklerin birbirine yapışması ile orta derecede işitme kaybı gelişir. Problem yıllarca sürecek olursa, orta kulakta kireçlenmelere, kulak zarında kalıcı hasarlara ve sonuçta erişkin hayata kadar uzanan kalıcı işitme problemlerine neden olabilir.




EOM'nin takibinde bazen ilaçsız dahi düzelme olabilmektedir. Yeni saptanan bir olguda birkaç hafta içinde hastalık düzelmiyorsa orta kulak basıncı ölçülüp çeşitli ilaçlarla tedavi denenmelidir. Gerek hastanın hikayesi, gerekse muayene ve tetkik sonuçları uzun süreli bir problem olduğunu düşündürüyorsa, hasta işitme kayıplarına neden oluyorsa tedavi seçeneği fazla geç kalınmadan cerrahi olmalıdır. Cerrahide kulak zarı delinip sıvı boşaltılır ve oluşturulan delik hemen kapanmasın diye, orta kulağa hava taşınmasına yardımcı olmak üzere havalandırma kanalı (ventilasyon tüpü - kulak pili)  yerleştirilmesi gerekir. Patolojinin sebebi olarak geniz eti düşünülüyorsa, geniz etinin de alınması gerekir.




Kulak zarına tüp takılmasıyla zarın bütünlüğü bozulmuş olur. Bu durumda dış kulak yoluna su kaçması halinde, suyun orta kulağa geçmesi mümkündür ve orta kulakta irinli iltihaplara neden olabilir. Kulak tıkaçlarıyla su kaçmasına engel olunmalı, havuza veya denize girilirken baş suya sokulmamalıdır. Tüplerin 2-3 ayda bir kontrolüyle takibi gerekir. Vücudumuz bünyesindeki bütün yabancı maddeleri attığı gibi, ventilasyon tüplerini de genellikle atacaktır. Genizdeki Eustachian borusunun havalanmasına engel olan olay düzelmeden tüpler atılırsa yeniden yerleştirilmesi gerekebilir. Geniz tıkanıklığının uzun sürdüğü hastalarda, uzun süreli kalabilen özel tüpler takılabilir. Genel olarak tüplerin 2 yıldan daha uzun süreyle kalmasına pek izin verilmez. Uzun süreli kalan tüpler veya kendisi orta kulakta iltihaplara neden olan tüpler KBB muayenesi sırasında kolayca alınabilir.


UNUTULMAMALI

- EOM çocukluk çağının en sık hastalığıdır.

- Genellikle sebep geniz etinin büyümesidir.

- Bu hastalığın tedavisi mümkündür.

- Geniz eti alınsa dahi çocuğun yaşına ve fizyolojisine bağlı olarak yeniden büyüyecektir, fonksiyon bozukluğuna neden olursa yeniden alınması gerekir.

- Ventilasyon tüpü takılan kulaklara su kaçırılmamalıdır.

- Kulak ventilasyon tüplerinin belirli aralıklarla takibi önemlidir.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


10 Haziran 2015 Çarşamba

REFLÜ HASTALIĞI

Reflü hastalığı KBB literatüründe "Laringeal Reflü Hastalığı" veya "Laringofaringeal Reflü Hastalığı" olarak da adlandırılabilir.

Hastalığın Oluşum Mekanizması:

Yutulan veya içilen besinler yutak bölgesinden sonra yemek borusunun aktif hakeretleriyle mideye ulaşıncaya kadar peristalsizm denilen kasılma haretleriyle itilirler. Mideye ulaşan bir maddenin tekrar yemek borusuna geri kaçmasını engelleyen mekanizmalar vardır.

Reflü Hastalığı Nasıl Oluşur:

Besinlerin midede hazmedilebilmesi için mide duvarları tarafından mide suyu diye bilinen asit salgılanır. Midenin yapısı bu asitden zarar görmeyecek şekilde yapılandırılmıştır. Mide içeriği ile karışmış haldeki mide sıvısının asiditesi doğal olarak yüksektir. Mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması durumunda, asiditesi yüksek olan bu karışım yemek borusunda temas ettiği her bölgeye zarar verecektir. Yemek borusunun başlangıç kısmı, gırtlak yapıları ile yakın komşuluk göstermektedir. Reflünün bu bölgelere kadar uzanması hastalarda ciddi rahatsızlıklara yol açmaktadır.


Reflü Hastalığının Şikayetleri Nelerdir:

Reflü sadece yemek borusunun alt kısımlarında kaldığ sürece, imam tahtası denilen göğüs kemiğinin gerisinde bir çeşit yanma hissi oluşturur. Heart-Burn olarak adlandırılan bu yanma hissi bazen kalp hastalıklarının ağrısıyla karıştırılabilir. Reflü daha yukarılara, yemek borusunun gırtlak yapılarıyla komşu bölgelere ulaştığında ise boğazda bir dolgunluk ve kitle hissi, boğazda yanma, ağızda acı bir tadın algılanması, ses kısıklıığı, özellikle sıvı gıdaların yutulması sırasında öksürük, aksırık gibi yakınmalar, sık sık boğaz geniz temizleme hareketleri gibi yakınmalara neden olur. Yakınmaların önemli bir bölümü yemek yenildikten kısa bir sonra yatar pozisyona geçilmesiyle tetiklenir. Bu grup hastaların bir bölümünde mideye ait yanma ve hazımsızlık yakınmaları klinik tabloya eklenebileceği gibi, hiç bir mide şikayeti hissetmeyen hastalar da azınlıkta değildir.

Hastalığın Tanısı Nasıl Konulur:

Yakınmaların değerlendirilmesinde reflü hastalığından şüphelenildiğinde, gırtlak ve yutak bölgesinin kesiştiği alanlar özel endoskoplarla mutlaka kontrol edilmelidir. Genellikle endoskopi bulgular tipiktir. Akademik anlamda tanının kesinleştirilmesi için yemek borusuna yerleştirilecek özel sensörler yardımıyla, 24 saat boyunca moniterizasyonla midenin asidik içeriğinin bu bölgelere hangi seviyede ve ne sıklıkta kaçtığının tespit edilmesi mümkündür. Ancak bu tip tanı yöntemlerinin klinikte kullanılması çok pratik değildir. Mide şikayetlerinin ön planda olduğu olgularda "Gastroskopi" denilen mide endoskopisinin yapılmasında büyük fayda vardır.

Reflü Hastalığının Tedavisi Nasıl Yapılır:

Hastalığın tedavisi için öncelikle hastanın beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi çok önemlidir. Hastalığın oluş mekanizmasının tamamen mekanik temellere dayanması nedeniyle, bazı diyet önlemlerinin alınması tedavi için önemlidir. Beslenme alışkanlıklarının düzenlenebilmesi için bazı prensiplerin iyi bilinmesi gerekir.

i.                     Mideye ulaşan besinler midede yaklaşık 3 saat kaldıktan sonra barsaklara geçmektedir.

ii.                   Hazmedilmesi daha uzun zaman alan az pişmiş etler, kızartılarak hazırlanmış veya yağlı besinler için bu süre daha uzundur.

iii.                  Mide gerginliğinin artması, fiziksel bir etkiyle yemek borusuna oluşacak geri kaçağı kolaylaştıracaktır.

iv.                 Dolu mideyle dik kalmak yerine, yatar pozisyona geçmek, yer çekimi kanunları gereğince yemek borusuna kaçağı kolaylaştıracaktır.


O halde beslenme alışkanlıkları için yapılacakları hemen şu şekilde sıralayabiliriz.

i.                     Özellikle akşam yemeklerinde hazmedilmesi daha kolay olan besinlerin alınması, mide asiditesini artıracak domates soslarından ve asitli gıdalardan kaçınılması gerekmektedir. Çorbalar, haşlanarak pişirilmiş sebze yemekleri bu açıdan uygun olabilir.

ii.                   Midemizi çok dolduracak şekilde tıka basa yemek yemekten kaçınmak gerekir.

iii.                  Yemek sofrasından kalktıktan sonra en az 3 saat süreyle yatar pozisyona geçmemek, dik pozisyonda oturmak veya yürüyüş yapmak gerekir.

iv.                 Mide çevresine bası yapan giysilerden kaçınmak, ideal kiloda kalmak, mideyi irrite edebilecek aspirin gibi ilaçları tok karna ve dikkatli kullanmak, aşırı kahve ve çay tüketiminden kaçınmak, stresten uzak kalmak önemlidir.

v.                   Uyumak için kullanılan yatağın başucunun ayakucundan yaklaşık 15-20 cm daha yüksekte olması faydalıdır. Bu amaçla yüksek yastık kullanılması yeterli olmaz. Amaç baş ve boyun bölgesinin, midenin yer aldığı karın-bel bölgesinden daha yüksekte olması sağlanmalıdır. Bu amaçla yatağın baza yada karyolasının baş ucu kısmı takozlarla yükseltilebilir. Bu yapılamıyorsa özel tasarlanmış reflü yastıkları kullanılabilir. Bu tip bir yastık bulunamıyorsa belimizin altına 1 yastık, sırtımızın altına 2 yastık ve baş-boyun bölgemize 3 yastık konularak gerekli eğimi sağlamak mümkün olabilir.


Reflü Hastalığının İlaç Tedavisi Nasıl Yapılır:

Çeşitli ilaçların kullanılmasıyla gerek midenin asit salgılamasının kontrolü ve asiditenin azaltılması, gerek gırtlak ve yutaktaki doku hasarlarının tedavisi mümkündür. Mide asit salgılanmasının kontrolü ile oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bu amaçla kullanılan ilaçlar genellikle sabahları aç karna alınmalı ve ilacın alınmasından sonra açlık hali en az 30 dakika devam etmelidir. Medikal tedaviye cevap alınabilmesi için ilaçların aralıksız yaklaşık 3-5 ay kullanılması gerekir. Çok özel durumlarda yemek borusuna kaçağın önlenmesi amacıyla mide ve yemek borusu bileşkesine uygulanan cerrahi tedaviler de tanımlanmıştır. Ayrıca reflü hastalığı sonucunda gırtlakta özellikle ses tellerinde gelişen birtakım hasarların cerrahi tekniklerle tedavileri de söz konusudur.

Unutulmamalı:

-          Reflü hastalığının en önemli belirtileri boğazda kitle hissi, yanma, gıcıklanma, yutkunma sırasında nefesin kesilmesi, boğulma hissi, kronik öksürük, yutma güçlüğü, ses kısıklığı, ağza acı su gelmesidir

-          Reflü hastalığının tanı, ayırıcı tanı ve tedavisi için KBB hekimlerinin etkinliği çok önemlidir

-          Reflü hastalığı beslenme alışkanlıklarımızın düzenlenmesiyle kontrol edilebilir

-          İdeal kiloya sahip olma, bel bölgesini sıkan giysilerden kaçınma, yatış pozisyonunda baş-boyun bölgesinin yükseltilmesi önemlidir

-          Reflü hastalığının tedavisinde ilaçlar ile başarılı sonuçlar alınabilmektedir

-          Zorlu olgularda cerrahi tedavi seçenekleri de vardır


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


3 Mart 2015 Salı

İŞİTME SAĞLIĞI


İşitme duyumuz konuşmanın öğrenilmesi, toplumsal iletişimimiz ve sosyalleşmemiz açısından son derece önemli bir fonksiyondur. İşitme duyusu kulağın fonksiyonlarından biridir. Sağlam bir işitme fonksiyonu için kulağımızın normal olması kadar, merkezi sinir sistemindeki ilgili yapıların da normal olması gerekir.

İşitme Organlarının Yapısı

Kulağımız dış, orta ve iç kulak olmak üzere üç bölümden oluşur. Ortamdaki ses dalgalarının sağlam bir kulak kepçesi ve kulak yoluyla kulak zarına iletilmesi gerekir. Kulak zarı tarafından toplanan ses enerjisi orta kulakta yer alan kemikçikler yardımıyla iç kulağa taşınır. İç kulak salyangozundaki (kohlea) özel duyarlı hücreler, ses dalgalarından oluşan mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürür. Elektrik enerjisi sinirler yardımıyla beyin sapındaki yapılarda hem işlenip hem taşınarak beynin ilgili bölümlerine iletilir ve işitme duyusu oluşur.


İşitme Kayıplarının Nedenleri

İşitme organlarının yapı ve çalışmasını etkileyen her türlü etken işitme problemlerine yol açabilmektedir. En basit olarak dış kulakta tam tıkanıklık yapan kulak kirleri dahi işitme azlığına neden olmaktadır. Dış kulak yolunda ayrıca tıkanıklık etkeni olarak çeşili iltihaplar, yapısal bozukluklar, kulak yolunun darlığı, hatta kulak yolunun doğumsal olarak hiç gelişmemiş olması, kulak tümörleri de işitme proplemlerine neden olacaklardır.

Orta kulağın etkilendiği durumlar da işitme sağlığını etkileyen önemli problemlerdir. Kulak zarının yapısındaki bozukluklar, delinmeler, incelmeler, çöküntüler, orta kulakta sıvı veya kan birikmesi; orta kulaktaki iltihabi olaylar, doğumsal anomaliler, iltihaplara bağlı kireçlenmeler, özengi kemiğinin kireçlenmesiyle işitme kaybına neden olan otoskleroz hastalığı işitme promlemlerine neden olur. Orta kulakta yer kaplayan damarsal, sinirsel yada diğer yumuşak doku kitleleri veya kanserleri de işitme problemi oluşturacaklardır.

İç kulak hastalıkları işitme sağlığına etki eden daha ciddi problemlerin nedenidir. İç kulaktaki hastalık doğuştan olabileceği gibi, çocukluk çağlarında, erişkinlik döneminde veya yaşlılık dönemlerinde de ortaya çıkabilir. 



Doğumsal olan işitme problemleri genellikle tam sağırlık şeklinde görülür ve mümkün olan en kısa sürede hastalığın tanınması ve tedavi önlemlerinin alınması çok önemlidir. Bu nedenle yenidoğan dönemindeki bütün çocukların işitme taramalarının yapılması gerekir. İşitme kaybı şüphesi olanlar yakın takip edilmeli ve gerekli tedavi önlemleri alınmalıdır.  Günümüz teknolojisinde hiç işitmeyen kulaklarda dahi normal işitme seviyelerine kadar tam sonuçlar alınan cerrahi tedavi yöntemleri vardır.

Çoukluk çağı viral hasalıkları da işitme sağlığı için önemli olabilir. Kızamık veya kabakulak gibi hastalıklar işitme kayıplarına neden olabilmektedir, anne ve babaların bu gibi durumlarda dikkatli olmaları gerekir.

Normal işiten bireylerde bir anda tam sağırlığa varacak kadar iç kulak tipi işitme  kayıpları gelişebilmektedir. Bu tip hasalıklarda işitme fonksiyonu 3 gün içinde önemli oranda azalma gösterir ve Ani İşitme Kaybı (AIK) olarak tanımlanır. AIK hastaları için zaman altın değerindedir. Mümkün olan en kısa sürede KBB hekimine başvurulmalı ve olabilecek en erken dönemde tedavi başlanmalıdır. Bu şekilde hastaların %80’den fazlası işitme fonksiyonlarını geri kazanabilmektedirler.

Pek çok dış etken kulak sağlımızı için zararlı olabilmektedir. Bunların başında bazı ilaçlar, ani basınç değişimleri, patlama şeklindeki ani gürültülere maruz kalmak, uzun yıllar gürültülü ortamlarda bulunmak sayılabilir. Kulaklıklar yardımıyla yüksek sesli müzik dinlemek de kulak sağlığı için son derece zararlı olabilmektedir.

İşitme Kaybında Tedavi Yöntemleri Nelerdir

Doğal olarak tedavi hastalığın tipine göre değişir. Doğumsal işitme kayıplarında biyonik kulak ameliyatları iyi bir yöntemdir. Mümkün olan en erken dönemde, genellikle ilk 6 ay içinde yapılmalıdır. 


Otoskleroz ameliyatı ile işitme kaybının tedavisi


Ani işitme kayıplarında hastalar genellikle steroid tedavisinedn çok fayda görmektedirler. Beraberinde yüksek basınçlı oksijen tedavisinin faydalı olduğuna inanılmaktadır. Kulak iltihaplarının her bir türüne göre özel ilaç yada ameliyat teknikleri gibi tedavi yöntemleri bulunmaktadır. İlaç yada cerrahi yöntemlerle yeterli sonuçlar alınamadığı durumlarda, yada birtakım kısıtlamalar nedeniyle tedavi yapılamayan durumlarda işitme cihazlarıyla rehabilitasyon teknikleri söz konusudur. Seçilecek işitme cihazının tipi de elbette mevcut işitme kaybının derecesine ve hastanın diğer özelliklerine göre son derece geniş bir yelpaze gösterir.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

          TR     +90 532 361 18 90


19 Şubat 2015 Perşembe

BAŞ DÖNMESİ YAKINMASIYLA BİR HASTANIN YAZDIKLARI ve KENDİSİNE CEVABIM

Merhaba sayın hocam ankaradan yazıyorum belki biraz uzun olacak ama kusuruma bakmayın artık bıktığım için bir çare arıyorum benim şikayetim 2004 senesinin ağustos ayında aniden başladı kafamı oynatınca sağa yada sola yatınca dengesizlik sersemlik ve sallanma oluyordu 2007 senesinde sabah uyandım avizeye baktım avize yuvarlak olarak dönüyordu ayağa kalktım heryer sallanmaya başladı hemen acile gittik serumlar ilaçlar kendime gelmem 3-4 günü buldu hastanede tuvalete gittim sallantıdan kapının kolunu bile zor buldum daha sonrasında bu olay birkaç defa daha tekrarladı sonrasında bppv tarzında ataklar olmaya başladı kafamı saga yada sola cevirdigimde goruntu kayıyordu hızlıca saga sola salladıgımda ise belirli bir süre baş dönmesi ve aşagıya düsme hissi oluyordu dix hallpike testi yaptırdım fakat boynum fazla izin vermedigi icin tam yapiamadi ama doktor bunun yeterli olacagini bppv olmadigini soyledi kulak cinlamasi yok isitme kaybi yok bulanti kusma yok meniere de degil dedi daha sonrasında bu ataklar yerini surekli dengesizlik gibi tuhaf birseye birakti bas donmesi desem degil dengesizlik gibi garip bir duygu tarifi yok ve surekli yasiyorum bazen yilda bir yada iki defa sag kulagimda vuu vuu tarzinda sadece sessiz ortamda duydugum kulak ugultum oluyor muzik setinin bas sesi gibi bir ses ankarada... hocama muayene oldum vemp testi kalorik test ve ic kulak mr istedi vemp temiz mr temiz kalorik testi yaptiramadim daha kotu olacagimi biliyordum ve o bas donmesinden korktum yasamak istemedim ... hoca kulakla ilgili oldugunu dusunmuyorum migrenöz vertigo olabilir diye... hocama (nöroloji) gonderdi burda hicbir test yapilmadi sadece konusma ve muayene vestibuler migren olabilir dedi hep olabilirle hayatimi kararttim isimden oldum borca girdim kendime guvenip ne is kurabiliyorum ne biryerde calisabiliyorum oyle fildir fildir bas donmem yok surekli hafif dengesizlik hafif bir bas donmesi garip bir olay inanin tam bir tarifi yok bunun mesela deniz yolculugu hareketli esyalar beni mahvediyor arabayi kendim kullandigim zaman sıkıntım fazla olmuyor baskası kullansın yada otobuse bineyim yine kendimi iyi hissetmiyorum artik ne yapacagimi sasirdim sayın hocam bppv ye benziyor degil meniere degil akustik norinom degil nedir bu hocam ensemde kafamda surekli bir agirlik surekli hafif dengesizlik ama bazen evden cikamiyorum kafami oynatamiyorum 2-3 gun sonra yavas yavas geciyor ama bu sersemlik hep var lutfen hocam olabilecek rahatsizliklar hakkinda yada neye benzedigi hakkinda biraz bilgi verirmisiniz gozlerimdede agirlik var gozluk kullaniyorum bazen gozluksuz daha net goruyorum bazen puslu goruyorum puslu gordugum zamanlarda zaten kendimi iyi hissetmiyorum kendimi biraz iyi hissedince gozlugumu cikartip deniyorum ve daha net gordugumu anliyorum ayda 2-3 sefer tek tarafli bas agrilarim oluyor bazen majezik geciriyor bazen gecirmiyor anlam veremiyorum biliyorum muayene etmeden birsey soyleyemezsiniz fakat en azindan hikayeden ufakta olsa bir sonuc cikma ihtimali vardir dedim cunku bu gibi durumlarda anamnez cok onemli bazen teshise bile goturebiliyor sayin hocam sizden ricam okuyupta bir cevap yazarsaniz beni cok mutlu edersiniz sizin gibi saygideger bir hocanin verecegi cevaplara cok ihtiyacim var saygilar

Sayın ...

Baş dönmesi yakınmasının ardındaki hastalığı anlamanın en önemli yolu hastanın yakınmalarını tüm ayrıntılarıyla öğrenmektir. Siz şikayetlerinizi ve gelişim kronolojisini oldukça iyi özetlemişsiniz. Yapılan test sonuçlarını görmemekle ve muayenenizi yapmamakla beraber anlattıklarınızdan edindiğin öngörüyü sizinle paylaşayım.

İlk kez baş dönmesi yaşadığınızda hastalığınızın adı: VESTİBÜLER NÖRİNİT (bu hastalıkta işitme bulguları olmaz, ani başlar, hastalığın şiddeti birkaç gün içinde söner ancak aylarca, bazen yıllarca dengesizlik yakınmaları sürebilir).

Sonrasnda belli pozisyonlarda olan dönme şikayetlerinizin ardında büyük bir ihtimalle: BENİGN PAROKSİSMAL VERTİGO oluşmuş. Bu hastalık tipik olarak Vestibüler nörinit sonrası gelişir. Kristallerin iç kulakta yer değiştirmesidir. Bazen krsitaller kendi kendine de orjinal yerlerine geri dönebilirler.

Hastalığınızın MENIERE olduğunu sanmıyorum. İşitmeyle ilgili bir bulgu olmayışı Meniere hastalığı olmadığını kesin kanıtlıyor. Ayrıca VEMP testinin normal olması bu durumu destekliyor. Ancak zaman zaman olan vuu vuu sesleri kulağınızda henüz klinik seviyeye ulaşmamış çok hafif derecede ve Meniere için tipik olan pes tonlu seslerdeki işitme kaybını düşündürüyor. Henüz Meneire tablosu tipik değilse de zamanla oturabilir, 1 yıl aralıklarla işitme testlerinin takibi gerekir.

VERTİGİNÖZ MİGREN olgularında aynı migren gibi tipik başağrısı atakları olması lazım ve Vertigo ataklarının en az yarısı baş ağrısı ile birlikte olmalı. Ayrıca Migren tanısı için gerekli diğer kriterleri de taşımalı. Sizin başağrısı tipi her nekadar tek taraflı olsa da, baş dönmesi ataklarıyla olan ilişiksi, aura bulguları, atak sonrası diğer migren belirtileri gibi özellikler tam net değil.

AKUSTİK NÖRİNOM olmadığı yapılan MR tastiyle kesinleşmiş durumda, Yine de 2 yıl sonra MR ile bir kez daha kontrolünde fayda var.

SONUÇ büyük bir ihtimalle VESTİBÜLER NÖRİNİT geçirdiniz. Bu hastalıkta her iki taraftaki iç kulak denge organlarının fonksiyonları arasında simeri bozulur ve günlük hayatta çok sık yaptığımız hareketler en erken dönemde olmak kaydıyla, daha nadir yaptığımız hareketler ise çok daha uzun zaman içinde kendi kendine rehabilite olur. Bunun anlamı bozulan kulak fonksiyonuna bağlı asimetrinin, merkezi denge organları (beyincik, beyin sapı ve beyin) tarafından yeniden dengeye getirilmek üzere uyarlanmasıdır. Bu amaçla şikayetlerininzi tetikleyen durumlardan sakın kaçınmayın ve özellikle bu durumların üzerine gidin. Örneğin öne eğilip kalkmakla başınız mı dönüyor, bu hareketi mümkün olduğunca çok tekrarlayın. Çok tekrarlayın ki, merkezi denge organları durumu yeniden öğrenebilmek için fırsat bulsun.

SON OLARAK bu yeniden adaptasyon süresi, kompanzasyon süresi hastanın yaşıyla da son derece yakından ilgilidir. Şikayetlerinizi yazarken yaşınızdan bahsetmemişsiniz. Hasta nekadar genç yaştaysa, hatta çocukluk çağındaysa şikayetler o denli hızlı bir şekilde birkaç ay içinde düzelecektir. Orta yaşlı hastalarda bu durum 1 yıla kadar sürecek, ileri yaşlarda çok çok daha uzun bir süre şikayetler devam edecektir. Bozulan iç kulak bölümleri hiç bir zaman tam çalışmayacaktır ancak merkezi denge organları iki kulak arasındaki dengeyi ve asimetriyi yeniden öğremebilecektir. Ancak sabır ve çaba gerekiyor. Bu süre boyunca her nekadar kanıta dayalı tıp tarafından ispatlanmış olmasa da, birtakım ilaçların kullanılması faydalı olabilir.

Kolay gelsin ve geçmiş olsun dileklerimle.

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


3 Ocak 2015 Cumartesi

İÇ KULAK KRİSTAL HASTALIĞI

Yatarken bir yandan diğer yana döndüğünüzde başınız mı döndü? Yada yukarıya bakarken veya öne eğildiğinizde baş dönmesi mi oluştu? Oluşan baş dönmesi çok şiddetli de olsa, 60 saniyeden daha kısa süreli miydi? Bu çok rahatsız edici bir yakınma olsa da, tedavisi çok basit bir hastalık olabilir; iç kulak kristallerinizin yeri değişmiş olabilir. İlgi alanı iç kulak hastalıkları olan bir Kulak Burun Boğaz hekimine başvurmalısınız.

İç Kulak Neresidir?

Kulak yapılarımızı belli başlı bölgeler olarak üçe ayırabiliriz. İç kulak, dış ve orta kulaktan sonra gelen, kafa tası kemiklerinden şakak kemiğimizin en derindeki, piramit şekilli en sert bölümünde yer alır. İşitmeden sorumlu kulak salyangozu ve bir tür hareket sensörü olan denge organımız iç kulakta yerleşmiştir. İç kulak yapılarımızın tamamı sıvılarla dolu ince zarlardan oluşmuştur.

İç Kulak Kristali Nedir?

Denge organımız içinde 5 ayrı bölüm vardır. Bunlardan üçü yarım daire kanalları (YDK) şeklinde olup, başımızın her bir boyuttaki dönme hareketlerini algılamak içindir. YDK yapıları yerleşimlerine göre üst kanal, yan kanal ve arka kanal olarak isimlendirilir. Kalan iki bölüm üzerlerine yapışık kristaller sayesinde yatay ve dikey düzlemlerdeki hareketleri algılar. Normalde YDK yapılarının içinde kristaller bulunmaz.


Kristal Hastalığı Nasıl Oluşur?

Kafa travmaları veya geçirilen iç kulak viral enfeksiyonları sonucunda yapışık haldeki kristaller yerlerinden koparak iç kulak sıvıları içinde serbest şekilde yüzer hale geçebilmektedir. Böylece yatay düzlemdeki hareketleri algılayan bölümden kopan kristaller, YDK bölgelerine kaçarlarsa kristal hastalığına neden olmaktadırlar. Yerleşimleri nedeniyle doğal olarak kristaller en sık arka kanala, daha nadir olarak yan kanala kaçabilmektedir. Teorik olarak üst kanala da kristal kaçması söz konusudur ancak pozisyonu nedeniyle kolayca tekrar geri çıkabilmektedir. Arka kanal ve yan kanala kaçan kristallerin özel baş hareketi manevralarıyla çıkarılmaları gerekmektedir.

Kristal Hastalığı Tanısı Nasıl Konulur?

Baş dönmesi ile başvuran hastanın yakınmaları dikkatle sorgulanıp, şikayetlerin başlayış ve oluş şekli aydınlatılıp, eşlik eden diğer yakınmalar etraflıca tespit edilmelidir. Öncelikle tam bir KBB muayenesi yapılmalıdır. Ardından beyin ve beyincik fonksiyonlarına yönelik nörolojik muayenelerin yapılması gerekir. Daha sonra iç kulak hareket sensörlerinin fonksiyonları özel muayene yöntemleriyle incelenmelidir. Kristal hastalığının tespit edilmesi sadece fizik muayene yöntemleriyle mümkündür. Diğer bir deyişle ayırıcı tanıya yönelik çalışmalar dışında her hangi bir kan tetkiki yapılmasına, özel elektrofizyolojik laboratuar yöntemlerine yada herhangi bir film çekilmesine gerek yoktur.

Kristal hastalığının tanısı için, serbest halde yüzen kristallerin hangi kulakta, hangi kanala kaçtığının tespit edilmesi gerekir. Kristal hastalığının sağ kulakta mı, yoksa sol kulakta mı olduğunun ve hangi kanalın yada kanalların tutulduğunun tespit edilmesi karışık fizik muayene yöntemlerini gerektirir.  Her bir durumun incelenmesi için özel tanı manevraları vardır. Hastalık genellikle tek bir kulakta ve tek bir kanalın tutulumuyla görülse de, son derece karışık durumlarla da karşılaşılabilmektedir.

 

Kristal Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavi için kaçan kristallerin bulundukları yanlış konumdan çıkarılarak, ait oldukları iç kulak yapısına gönderilmesi gerekir. Kristallerin orijinal yerlerine gönderilmesi için re-pozisyon manevraları uygulanır. Kristalin kaçtığı kulağa ve kanala göre değişen farklı manevra yöntemleri vardır. Hatta aynı patolojik durum için tanımlanmış birden çok re-pozisyon manevraları da söz konusudur. Düzeltici manevraların bazen tekrarlı defalar uygulanması gerekebilir. Genellikle ilk manevra ile hastaların yaklaşık %80’i tedavi edilebilmektedir.

Birden fazla kulak ve/veya kanalın tutulduğu kristal hastalığı durumlarında, öncelikle bulguların en belirgin olduğu pozisyona göre düzeltici re-pozisyon manevraları yapılmalıdır. Yapılan kontrol muayeneleri ile devam eden diğer kulak yada kanallara ait kristal hastalığı durumları da sırayla tedavi edilmelidir.

Kristal Hastalığının Takibi Nasıl Yapılmalıdır?

Düzeltici manevra sonrasında hasta 2 hafta boyunca ani baş ve boyun hareketlerinden kaçınmalı ve tutulan kulak altta kalacak şekilde yatmamalıdır. Hastalar hayati tehlike yaratabilecek durum ve pozisyonlardan uzak durmalıdır. Yapılan kontrol muayenesinden sonra bulgular düzelmişse kısıtlamalara son verilir

Kristal hastalığına ait yakınmalar mucizevi bir şekilde düzeltici re-pozisyon manevraları ile tamamen düzelir. Hastaların ek olarak herhangi bir ilaç kullanmalarına gerek kalmaz. Ancak kristal hastalığına eşlik eden diğer denge yakınmalarının birlikte bulunması halinde, tanı için ek araştırmalar ve ilaç tedavileri gerekebilmektedir.

Kontrol muayenelerinde hastalığın devam ettiği tespit edilirse, düzeltici re-pozisyon manevraları tekrarlanmalıdır. İki hafta aralarla toplam üç kez düzeltici manevra yapılmasına rağmen hala yakınmalar devam ediyorsa mutlaka ayırıcı tanı çalışmaları yapılmalıdır. 


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


9 Ekim 2014 Perşembe

GRİP VE GRİP AŞILARI

Gripal enfeksiyonlar influenza virüsü tarafından oluşturulan ve hemen tüm sistemlerin etkilendiği inflamatuar sistemik bir enfeksiyondur. Gripal enfeksiyonlar oldukça ağır seyrederler ancak sağlıklı erişkin insanlardaki savunma sisteminin gücüyle önemli bir hasar oluşturmadan kontrol edilebilirler. Ancak bağışıklık sisteminin zayıf olduğu çok yaşlı insanlar, yenidoğan çağındaki bebekler, organ nakli yapılan veya kanser tedavisi alan hastalar ve bazı kronik hastalıklar ile AIDS gibi immünolojik sistemi baskılayan özel durumlarda girip enfeksiyonlar çok ağır seyredebilir ve ölümle dahi sonuçlanabilir.

Pek çok viral enfeksiyon ile bir kez enfeksiyon geçirmekle ömür boyu bağışıklık kazanabileceğimiz çok özel bir bağışıklık sistemine sahibiz. Ancak Influenza virüsü geçirdiği mutasyonlarla çok sık şekilde yüzeyel antijenlerini değiştirebilir ve her bir değişiklik bağışıklık sistemini atlatabildiği sürece yeni enfeksiyonlara neden olur. Bu mutasyon küçük bir değişiklik ise bölgesel olarak daha küçük gruplarda etkili olurken, çok önemli değişiklik yapan mutasyonlarla dünya çapında salgınlara neden olabilmektedir.

Influenza virüsü, hasta bir insanın hapşuruklarla çevreye yaydığı virüslerle kolayca damlacık enfeksiyonu şeklinde hava yoluyla veya enfekte bölgelerle temas eden el gibi organlarımız aracılığı ile üst solunum yollarından kolayca bulaşıp enfeksiyon oluşturabilir. Virüsler havada 8 saate kadar asılı kalabilmektedir. Bu nedenle ortamların havalandırılması ve el yıkama alışkanlığı enfeksiyonun önlenebilmesi, salgınların kontrolü için çok önemlidir.

Influenza virüsündeki yeni mutasyonların ilk görüldüğü bölgelerden elde edilen örneklere göre yüzey antijenlerine karşı geliştirilen aşılarla muhtemel grip enfeksiyonlarına karşı korunmak mümkün olabilmektedir. İlgili aşıyı yaptıran kişinin bağışıklık sisteminde bu değişik mutasyona özel antikor geliştirmesi beklenir. Açıktır ki aşısı hazırlanmış bir Influenza virüsü ile karşılaştığımızda ve aşıyı yaptıran kişide yeterli antikor oluşturulmuş ise, pratik olarak gripal enfeksiyon gelişmesi beklenmez.  Ancak bu denklemde iki kritik soru vardır. Birincisi, karşılaştığımız Influenza virüsü aşısını yatırdığımız yeni gelişen mutasyon mu, yoksa daha başka bir mutasyon mudur? İkincisi, bağışıklık sistemimiz yaptırdığımız grip aşısına özel yeterli oranda antikor geliştirebildi mi?

Gripal enfeksiyonun sağlıklı kişilerde önemli bir hasar oluşturmadan atlatılabildiğini belirtmiştik. Asıl amacımız özellikle risk grubundaki insanların gripal enfeksiyonlara yakalanmasını önlemek olmalıdır. Bu durumda ilk bakışta hemen şu sonuç ortaya çıkıyor: “O halde risk grubundaki insanları aşılayalım.” Ama şu noktayı sakın kaçırmayalım. Risk grubundaki insanların bağışıklık sistemleri zaten zayıf olduğuna göre, bu gruptaki insanlar aşılama sonrası nasıl yeterli oranda antikor geliştirebilecekler? Öte yandan gripal enfeksiyonlar salgınlar şeklinde yayıldığı için, toplumda ne kadar çok grip hastası olursa, o kadar daha çok yeni hasta ortaya çıkacak demektir. Bu durumda sadece risk grubundaki kişileri değil, hatta özellikle sağlıklı kişileri aşılamalıyız ki, toplumdaki muhtemel grip enfeksiyonuna yakalanacak kişilerin sayısını mümkün olduğunca azaltabilelim. Hatta ancak bu şekilde toplumun risk grubunu oluşturan bireylerini gripal enfeksiyonlardan güvenle koruyabiliriz.

Virüs aşılarının sadece Influenza virüslerinin yüzeyel antijenlere karşı hazırlanması yeterli değildir. Influenza virüsünün yüzeyel antijenleri mutasyonlar ile sık değiştiğine göre, günümüzdeki grip aşıları hiç sonu gelmeyecek bir sanayi ve ekonomi haline gelmiştir. Asıl önemli olan virüsün kor antijenine karşı aşı geliştirilebilmesidir. Bu daha yüksek maliyetli ARGE çalışmalarını gerektirir ancak çok daha kalıcı bir çözüm olacaktır.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


9 Eylül 2014 Salı

SİGARAYI BIRAKINCA NELER OLUYOR?

Hekimler ve sağlık çalışanları sigara içmeyi bırakmak isteyen başvuranlara yönelik olarak çok çeşitli hizmetler sunmaktadırlar. 

Bu hizmetler kapsamında, başvuranların ikna edilebilmesi, sigara içenlerin bırakmaları halinde sağlıklarıyla ilgili ne tür kazanımlarının olacağının paylaşılması önemli bir hekim sorumluluğudur.

Sigarayı bırakan bir bireye kendi bedeniyle ilgili olarak hızla ve kısaca hatırlatılması gereken başlıca bilgiler aşağıda yer almaktadır:

 20 dakika                   Kan basıncı ve kalp hızı düşer.

 12 saatte                    Kandaki karbon monoksid seviyesi normale iner.

 3 ayda                         Dolaşım ve solunum işlevleri iyileşmeye başlar.

 9 ayda                         Öksürük azalır, daha rahat nefes alınır.

 1 yılda                         Kalp hastalığına yakalanma riski yarı yarıya azalır.

 5 yılda                         Ağız, gırtlak, yemek borusu, idrar kesesi kanserlerine yakalanma riski yarı yarıya azalır. Rahim ağzı kanseri ve inme riski ise 5 yılın sonunda normale döner.

10 yılda                        Akciğer kanserinden ölme riski yarı yarıya azalır. Nefes borusu ve pankreas kanseri riski de azalır.

15 yılda                        Kalp hastalığına yakalanma riski sigara içmeyen birisi ile eşitlenir.

Listede yer alan bilgilerin çoğaltılması olasıdır. Bu konuda hekimler ve bırakma alanında çalışan eğitimli sağlık çalışanları birikimleri, deneyimleri sayesinde her başvurana özel/özgü çabayı göstermelidirler. Hekimler arasında YANLIŞ olan bir algı; sigara içimi ile mücadelenin belli uzmanlık alanlarıyla sınırlı olmasıdır. Oysa, sigara içimi/tütün kullanımı ile mücadele HER HEKİMİN ve SAĞLIK ÇALIŞANININ ÖNCELİKLİ SORUMLULUKLARI arasındadır. Başvuran kişi bir hekim tarafından görüldüğünde ve yoğun/uygun bir danışmanlık aldığında danışmanlık almayan bir sigara içicisine göre sigarayı bırakma olasılığı %84 artmaktadır.

TÜTÜN KONTROLÜ ÇALIŞMA GRUBU

Kaynaklar

1.Fact sheet about health benefits of smoking cessationhttp://www.who.int/tobacco/quitting/benefits/en/

2.http://betobaccofree.hhs.gov/gallery/quit-infographic-text.html

3.http://apps.who.int/iris/bitstream/10665/112833/1/9789241506939_eng.pdf

4.http://www.who.int/tobacco/quitting/summary_data/en/



--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


25 Ağustos 2014 Pazartesi

HORLAMA

Üst solunum yolu pasajını etkileyen çeşitli yapısal ve fonksiyonel bozukluklar nedeniyle, uyku sırasında solunumun gürültülü olmasına HORLAMA denir. İlk bakışta horlama oluşturduğu gürültü açısından hastanın kendisinden çok çevresini rahatsız ediyor diye düşünülebilir. Horlama solunum fonksiyonunun normal fizyolojiye uygun olmadığının kanıtıdır ve her türlü kişinin kendisi için de zararlıdır. Özellikle ve sıklıkla horlama ile birlikte görülebilen UYKU APNESİ (uykuda bir süre için solunumun durması) hali horlama yakınmasını bir anda son derece önemli hale getirmektedir. Horlama en azından sebeplerinin araştırılması gereken hem sosyal, hem fizyolojik bir hastalıktır ve tedavi edilmesi gerekir.


 Resim 1: Solunum yolları


Üst solunum yolları burun ile başlar, burnun gerisinde geniz ile devam eder, sonrasında yutak bölgesi ve nihayetinde gırtlak bölgesiyle son bulur. Üst solunum yolu boyunca burun kanatları,  burun kemik ve kıkırdakları, burun etleri, geniz eti veya genizdeki diğer kitleler, sert ve yumuşak damak, küçük dil, bademcikler, dil kökü gibi yapıların her birinin tek başına ayrı ayrı veya kombine patolojileri nedeniyle horlama ve tıkayıcı uyku apnesi nedeni olabilmektedir. Santral sinir sistemine ait veya göğüs hastalıklarına ait hastalıklar nedeniyle olan uyku apnelerini bir tarafa bırakacak olursak, OBSTRUKTİF (tıkayıcı) nedenli uyku apnelerinin en önemli adresi Kulak Burun Boğaz klinikleridir.


 Resim 2: Soldaki resimde normalde açık olan burun ve ağız hava yolları. Sağdaki resimde damak ve küçük dil büyümesi nedeniyle burun yolunun tıkanması


Horlama yakınması ile başvuran hastaların yakınmalarına eşlik eden özel durumları ve tıbbi özgeçmişleriyle ilgili etraflıca bir anamnez alınımından sonra tam bir Kulak Burun Boğaz incelemesi yapılmalıdır. Hastaların ağız boşluğu, dil büyüklükleri, dil hareketleri, damak yapısı, yumuşak damak konumları, boyutları ve fonksiyonları, küçük dil boyutları, bademciklerin yerleşim ve boyutları dikkatlice incelenmelidir. Buruna ait kıkırdak ve kemik yapılar, burun etlerinin durumu ve geniz bölgesi ENDOSKOPİK (vucut iç bölgelerini inceyen kamera sistemleri) muayene teknikleriyle incelenmeledir. Burun yolu yaklaşımıyla FLEXIBLE (eğilip bükülebilen) endoskoplar kullanılarak yutak bölgesi yapıları, yumuşak damak hareketleri gırtlak yapı ve fonksiyonları incelenmelidir. Bu bölgelere ait her türlü üst solunum yoluna ati fiziksel yada dinamik fonksiyonel gözlenmelidir.

OBSTRUKTİF UYKU APNESİ

Apnenin nedeni olarak sıklıkla tıkanıklık oluşturan patolojiler karşımıza çıkabilmektedir. Üst solunum yolu boyunca her türlü tıkanıklık etkeni obstruktif uyku apnesinin nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır.

Obstruksiyon nedeni olarak en sık burun geniz hastalıkları görümektedir. Çocukluk çağında geniz eti büyümeleri karşılaşılan en sık nedendir. Geniz eti büyümesi başlı başına ele alınması gereken önemli bir hastalık grubudur. Geniz eti büyüklüğünün pek çok zararlı  etkisi olabilir, bunlardan yalnızca biri tıkayıcı uyku apnesi oluşturmasıdır. Bu gibi durumlarda apnenin ciddiyet derecesine göre geniz etine yönelik gerek ilaç tedavileri, gerek cerrahi tedavi seçenekleri vardır.


Resim 3: Soldaki resimde solunum yolu açık iken, sağdaki resimde geniz eti büyümesi nedeniyle solunum yolu obstruksiyonu oluşmuş. Ağızdan nefes almak zorunda kalmayla bademcik boyutlarında büyüme meydana gelmektedir.


Erişkinlerdeki en sık üst solunum yolu obstruksiyonu nedeni burun kökenlidir. Burun kıkırdak ve kemiklerindeki eğrilikler, burun etlerindeki büyümeler, burun pasajında polip gelişimleri sıklıkla karşılaşılan burun tıkanıklığı etkenleridir. Hasta burun tıkanıklığı durumunda nefesini ağız yoluyla almaya başlayacaktır. Ağızdan alınan hava nedeniyle solunum fizyolojisi bozulacak, ağız yapıları solunum havasından olumsuz etkilenecektir. Sonuçta sık bademcik ve farinks iltihapları gelişebilecek, bademcik boyutları büyük kallacaktır. Hatta ağız yoluyla yapılan solunum nedeniyle yumuşak damak ve küçük dil gibi ağız içi yapıları titreşimler gösterecek ve horlama oluşacaktır. Bu durum sadece horlamaya neden olmayacak, aynı zamanda sürekli titreşen yumuşak damak kasları yıllar içinde yapısal değişiklik gösterecek, sarkacak, genişleyecek ve kas tonusları gevşeyecektir.


Description: http://www.hospitaliumgroup.com/images/sayfalar/horlama3.jpgResim ?: Ağız boşluğu yapıları


Vucudumuzdaki çizgili iskelet kaslarının istirahat halindeki minimal kasılmış haline kas tonusu denilir. Uyku sırasında iskelet kaslarımız belli bir dereceye kadar gevşeme göstererek kas tonusu derecesinde kasılma oluştururlar. Dilimiz de bir tür çizgili iskelet kasıdır ve uyku halinde kas tonusunun gücüyle ağız boşluğunun ön bölgesinde dişlere yakın bir bölgede tutulur. Özellikle sırt üstü yatıldığında kas tonusunun dili önde tutacak derecelerde olması kritik önem taşır. Alkol veya benzeri kas gevşetici ajanların kullanılması halinde kas tonusu daha gevşek olacağı için, uyku sırasında dil geriye düşerek yutak bölgesinde hava yolunun önünde bir engel oluşturacaktır. Diğer yönden kas tonusunu etkileyen bir durum söz konusu olmasa dahi, kilo alma veya bazı özel metabolik hastalıklar nedeniyle dilin kütlesel olarak ağırlığının artması durumunda da, sırt üstü yatılması halinde dilin arkaya düşmesi söz konusu olacaktır. Dil kütlesini artıran durumların çoğunda yumuşak damak ve küçük dil boyutlarında da artma olmaktadır. Ağız boşluğu içinde büyümüş dil, gevşemiş sarkmış yumuşak damak, kalınlaşmış ve uzamış küçük dil gibi yapılar toplam kitleyi artıracak ve artık yatış pozisyonundan bağımsız olarak yutuk bölgesinde tıkayıcı etki oluşturacaklardır. Bu tip hastalarda horlama ve apne yakınmaları birikte görülecektir.


Description: http://www.horlamaveuykuapnesi.com/wp-content/uploads/2010/12/uyku-apnesi-660x330.jpgResim ?: Solunum yolunu tıkayan arkaya düşmüş dil kökü.


Apne süresinin özellikle 10 saniyenin üzerinde olması halinde kan oksjjen doygunluğu oranları önemli oranda düşme gösterecetir. özellikle beyin, beyincik, beyin sapı gibi santral sinir sitemi yapılarına oksjen doygunluk oranı azalmış kanın yeterli derecede ulaştırılabilmesi için kalp normalden daha çok çalışmak zorunda kalacaktır. Yıllar içinde artmış kalp yükü ve artmış nabız sayısı, kalp ritim bozuklluklarına sebep olacaktır. Bu olaylar böyle devam ettiği sürece zamanla yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği gibi önemli kronik dolaşım bozuklukları gelişecektir. Her apne nöbeti kritik seviyeye ulaşan kan karbondioksit oranları nedeniyle, hastayı uyandıracak kadar derin bir soluk alma hareketiyle sonlanacak ve hastalar bir türlü derin uyku dönemlerine geçemeyecektir. Bir yandan uykunun bu kadar yüzeyel kalması, bir yandan kandaki oksijen doygunluk oranlarının düşük seyretmesi, kişillerin uyku verimini bozarken, kronik yorgunluğa neden olacaktır.


Uyku apnesi hastalığı bulunan kişilerin ortak özellikleri sabah başağrısıyla ve yorgun uyanmaları, gün boyunca yorgun olmaları, her fırsatta uykuya dalmaları, gerek fiziksel gerek zihinsel aktivitelerinin kısıtlı olması, konsantrasyon güçlüğü çekmeleri, otomobil kullanırken veya televizyon izlerken uyuklamaları, hatta ileri boyutlarda karşısıdaki biriyle konuşma sırasıda dahi uyuklamaları olarak sayılabilir. Bu tür hastaların araç kullanmak gibi dikkat gerektiren tehlikeli işlerden uzak durmaları son derece önemlidir.

TANI

Hastaların yakınmaları ve ayrıntıları geniş bir anamnezle tespit edilmelidir. Tam Kulak Burun Boğaz muayneleri yapılmalıdır. Göğüs hastalıkları, Nöroloji, Ağız ve Diş Sağlığı konsultasyonları istenmeli, ve  luzumu halinde diğer bilim dallarıyla konsultasyonlar yapılmalıdır. Tüm sistemlerini inceleyen laboratuvar testleri kontrol edilmelidir. Radyolojik olarak gerekli incelemeleri yapılmalıdır. Uyku laboratuvarında POLİSOMNOGRAFİ (uyku sırasında vucuttaki sistemlerin bir gece boyunca kayıt altına alınması) testleri yapılmalıdır.


Resim ?: Uyku laboratuvarında uyku sırasında polisomnografi ölçümü.


TEDAVİ

Horlama ve uyku apnesiyle mücadele edebilmek için hastaların günlük yaşam koşullarının ele alınması gerekir. Bu hastaların çoğu aşırı kilolu ve spor yapmayan kişilerdir. Hastaların diyetleri ve günlük aktiviteleri düzenlenmeli, vucut kitle indekslerine göre mümkün olduğunca ideal kilolarına ulaşmaları sağlanmalıdır. Aşırı alkol ve sedasyon verici ilaçların alınımından kaçınılmalıdır. En basitinden sırt üstü yatmalarını engellemek için, gece giysilerinin arka sırt bölgesine yapılacak bir cep içine bir tenis topu yerleştirilebilir. Bu teknik uyku sırasında hastaların sırt üstü yatmasını engelleyip, yan yatmaya yönlendirecektir.


Hastalar multidisipliner olarak ortak değerlendirilmeli, tedavi planları ortak kararlarla oluşturulmalıdır. Hastaların eşlik eden diğer patolojileri saptanmalı ve bunlar da ayrıca kontrol altına alınmalıdır.


Tıkaycı nedenlerin saptanması halinde bunlara yönelik spesifik ilaç tedavileri ve luzumu halinde cerrahi tedaviler mutlaka yapılmalıdır.


Description: https://encrypted-tbn2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTAGosDacI6sj9WuPnDbwwgdz7nZ5wxW2xg_gi1WEo0To5CPnUZ Resim ?: Geniş ve sarkmış yumuşak damak patolojilerinde radyofrekans cihazı ile cerrahi tedavi.


Description: http://erkankaratas.com.tr/sekil2.jpgResim ?: Pillar implant tekniğiyle yumuşak damak cerrahisi


Gerekli görülen durumlarda uyku sırasında solunuma yardımcı cihazların kullanılmasına başvurulabilinir.


Description: http://www.estekbb.com/ckfinder/userfiles/images/uyku-apnesi.jpg Resim ?: Uykuda solunuma yardımcı cihaz kullanımı


UNUTULMAMALI

  • Horlama ve uyku apnesi hastalıkları sıklıkla birlikte görülür.
  • Uyku sırasında yüksek sesli horlamalar, saniyelerce nefes almada durma, apne nöbetinin arkasından derin bir soluk almayla uyanmalar olabilir.
  • Sabahları yorgun uyanma ve gün boyu yorgunluk, uykulu hal, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon güçlüğü hastalığın tipik yakınmalarıdır.
  • Fiziksel, zihinsel ve cinsel fonksiyonlarda önemli sorunlar yaşanır.
  • Hastalar multidisipliner olarak incelenmelidir.
  • Tedavi şemaları hastaya sunulmalı, tedavi protokolüne hasta ile birlikte karar verilmelidir.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


16 Haziran 2014 Pazartesi

BİYONİK KULAK (KOHLEAR İMPLANT) UYGULAMASI

NASIL İŞİTİYORUZ?
Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü'ne açıklamalarda bulunan YDÜ Hastanesi KBB Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Mustafa Asım Şafak, Kulağımız ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren bir çevirici (convertör) motor olarak çalışır.
Sesin iletilebilmesi için hava, sıvı yada katı özellikte bir ortama ihtiyacı vardır. Ses enerjisi havada titreşimler halinde yayılırken Kulak Kepçesi (Aurikula) ve Dış Kulak Yolu (DKY) ses dalgalarını toplayarak Kulak Zarına (KZ) iletir. KZ'ye ulaşan ses zarda bir titreşim dalgası oluşturur ve zara bağlı olan Çekiç kemiği aracılığıyla katı ortama iletilmiş olur. Ses enerjisi kulak kemikçikleri olan Çekiç, Örs ve Özengi boyunca yayılarak İç Kulağa ulaşır. İç kulağa ulaşan ses enerjisi iç kulak sıvılarında titreşim meydana getirir. İç kulak sıvıları ile yakın ilişki halinde olan Salyangozdaki (Kohlea) saçlı hücrelerin Silyaları (kamçıları) bu titreşim ile uyarıldığında ses enerjisi artık elektrik enerjisine dönüştürülür ve bu sinyaller İşitme Siniri (Odyo-Vestibüler Sinir) tarafından Merkezi Sinir Sistemine ulaşmış olur. İşitme hissi beyin kabuğu (korteks) tarafından algılanan subjektif (kişiseel) bir duyumdur dedi.

İŞİTME KAYBI NASIL OLUŞUYOR?
İşitme mekanizmasının her hangi bir yerindeki bozukluk işitme duyumuzda değişik derecelerde etkilenmelere neden olur. Bu hastalıkların çoğu DKY, KZ, Kemikçik Zincir ve Orta Kulak problemleridir ki ilaçlarla veya ameliyatlarla tedavileri mümkündür. Ancak eğer iç kulaktaki Saçlı Hücre fonksiyonları bozulmuşsa veya İşitme Sinirinde önemli hasarlar varsa oldukça ciddi işitme problemleri oluşturduğunu belirtti.

KOHLEAR İMPLANT NEDİR?
İç kulak saçlı hücrelerinde ileri yada çok ileri derecede bozulmalar varsa veya doğuştan iç kulak saçlı hücreleri etkilenmiş ve hiç işitme duyusu yoksa Kohlear İmplant teknolojisi devreye girmektedir diyen Prof.Dr. Şafak,bu cihazlar ile işitmek için artık Aurikula, DKY, Kulak Zarı ve Kemikçiklere ihtiyacımız yoktur. Odyo-Vestibüler sinir sağam ise, direkt Kohlea içine yerleştirilen elektrodlar yardımıyla, ses enerjisi kodlanmış elektriksel uyarımlara dönüştürülüp, sinir uyarılmış olur. Böylece Odyo-Vestibüler sinir ile kodlanmış bu yeni uyarı bilgisi merkezi sinir sistemine ulaşır ve işitme merkezleri tarafından subjektif işitme duyusu yeniden oluşturulduğunu vurguladı.
KBB Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Mustafa Asım Şafak son olarak cihaz hakkında şunları söyledi; Cihazın başlıca iki bölümü vardır. Bunlardan iç bölüm ameliyatla yerleştirilir. İç bölümün elektrodları kohlea içine yerleştirilirken, işlemcisi kafatası kemiğine açılan bir yuvaya sabitlenerek başımızdaki saçlı derinin altında kalır. Cihazın dış bölümü görünüm bakımından bir işitme cihazına benzer. Aynen işitme cihazı gibi kulak arkasına takılabilir, kullanılmadığı zamanlar kapatılıp çıkarılabilir.



YAKIN DOĞU HASTANESİNDE İLK KOHLEAR İMPLANT HASTASI
Romatoid artrit tedavisi alırken kinin kullanılması sonucu toksik nedenlere bağlı ileri derecede sensöryal işitme kaybı gelişen 75 yaşındaki bayan hastamız, son birkaç yıldır kullanmakta olduğu işitme cihazlarından hiç fayda görmez olmuştu. Kendisine başarıyla Kohlear İmplant uygulaması yapılmış ve ikinci gün şifa ile taburcu edilmiştir. Hastamızın yapılan son kontrollerinde ameliyat sonrası takibi gayet normal devam etmektedir. Cihazın dış parçası ilk olarak ameliyatın 30.gününde takılarak çalıştırılacaktır.
--

Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 


TEK BİR KAN TESTİYLE 8 AYRI KANSER İÇİN TANI KONULABİLECEK

Kanser tanısı genelde zahmetli ve pek çok testin yapılmasına dayanan zahmetli bir süreçtir. Şimdi "CancerSEEK" ismiyle anılan tek ...